9 Eylül 2020 Çarşamba

0

Çocuğunuz süt sevmiyor mu? Sütü Sevdirecek harika bir tarifim var!

 


Dün bir arkadaşıma çaya davetliydim. Öğleden sonra olduğu için çocukları evdeydi. Ben de giderken onların sevebileceği lezzetli bir şeyler almak istedim. Ufak tefek atıştırmalık yiyeceklerin yanında marketten en sevdiğim markanın ambalajlı sütünü aldım. Süt, bizim evde çok tüketildiği için artık her alışverişlerimde sanırım hiç düşünmeden sepete ekliyorum.

Evlerine gittiğimde arkadaşım torbaları boşaltırken sütleri kendime aldığımı sanınca biraz şaşırdım. Meğer çocukları süt “sevmezmiş”. Benim düşünceme göre, çocuklar bir gıdayı, bir yiyeceği sevmediğinde bu gerçek fikir değil, bir etkilenme veya zorlanma sonucu oluyor. Yani çocuğu yemesi veya içmesi için zorlarsan o çocuk o gıdayı bir daha tüketmeyebiliyor. O yüzden çocukları serbest bırakmak, sıkmamak, o gıdayı farklı tarif ve formlarda denemelerini sağlayarak onlara sevdirmek lazım. Hele ki konu beslenme için olmazsa olmazlardan süt ise….

Arkadaşımla sohbet ettiğimizde  çekinerek ambalajlı sütleri pek kullanmak istemediğini söyledi. Nedenini sorduğumda ise besin değerinindüşük olduğunu duyduğunu ama bunu da araştırmadığını, tamamen kendi fikri olduğunu söyledi. Hızlıca bir google’layarak onunla birkaç araştırmayı paylaştım.  Çıkan sonuçlar,onu şaşırttığı kadar beni de şaşırttı. Zira bilmediğim bir sürü şey öğrendim. Bu vesileyle arkadaşıma da teşekkür ederim yeni şeyler öğrenmemi sağladığı için. 

Araştırmam sonucunda edindiğim bilgileri kısaca sizinle de paylaşmak istedim. Süt özelikle 1-4 yaş döneminde zihinsel gelişime katkı sağlıyor. Çocukluk ve ergenlik döneminde güçlü kemik ve diş oluşumunu sağlıyor.  Sonraki dönemlerde yani gebelik ve emzirme dönemlerinde bebeğin sağlıklı gelişimi için gerekli vitamin ve minerallerin vücuda alınmasına ve bebeğin kemik gelişimine yardımcı oluyor. 

Hamilelik dönemlerinde annelerin çoğunda yaşanan kemik ve diş problemlerinin oluşumunu önlüyor. Yetişkinlik ve yaşlılık dönemlerinde ise yaşanması olası olan kemik problemlerinin önüne geçilmesinde etkili rol oynuyor. Vücudun ihtiyaç duyduğu protein, kalsiyum, fosfor, B2 vitamini gibi birçok besin öğesini de içinde barındıran süt sağlıklı ve kaliteli yaşamın anahtarı diyebiliriz. Eğer siz de yaşamınızı daha kaliteli sürdürmek, olası sağlık problemlerinin önüne geçmek istiyorsanız her gün az 2 bardak süt ve 1 porsiyon süt ürünü tüketmenizi öneririm. Uzmanlar yetişkin ve yaşlıların da ortalama 2 bardak süt içmelerini öneriyorlar. Hal böyle olunca aslında sütün günlük beslenmemizde ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görmüş oluyoruz.



Ambalajlı Sütler Nasıl üretiliyor?

Ambalajlı sütler, ısıl İşlem Görmüş İçme Sütleri Tebliği’ne uygun ısıl işlem geçirerek ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından onaylanan tesislerde üretiliyor. 

Isıl işlem, dünya çapında tüm sütlere uygulanan bir yöntemmiş meğer. Bu işlemin  amacı, sütün besleyiciliğinden ve içeriğindeki vitaminlerinden de herhangi bir kayba uğramadan, insanlarda ciddi hastalık riski oluşturabilecek etkenlerin tamamen uzaklaştırılmasıymış. mış.
Bu arada aranızda çiğ süt kullanan varsa diye çok ama çok önemli bir bilgi eklemek istiyorum. Çiğ olarak tüketime sunulan açıkta satılan sütler biliyorsunuz sokakta, dükkan önlerinde, mağaza kapılarında filan satılıyor. E tabii soğuk zincir de hak getire! Bu sütlerde soğuk zincir sağlanamadığından, tüketiciye ulaşana kadar geçen taşıma sürecinde toplam bakteri yükü artıyor. Bu zararlı mikroorganizmaların uzaklaştırılması amacıyla evlerde kontrolsüz bir şekilde uzun süre kaynatılıyor ve bu yüzden vitamin-mineral kayıpları ambalajlı sütlere göre daha fazla oluyor.

Özetlemek gerekirse; kendi sağlığınız ve çocuğunuzun sağlığı için her yerden süt almayın, çiğ süt almayın, denetimden geçmeyen sütü doğal sözüne kanıp eve sokmayın. Çocuklarınızı da onu sevmiyor, bunu sevmiyor diye şartlandırmayın. Sadece neyi nasıl sunacağınızı bilin ve çocuğunuza, yeni şeyler denemesi ve sevmesi için her zaman şans verin.  Çocuğunuza sütü sevdirecek bir tarifle bu yazımı sonlandırıyorum 
Şimdiden hepinize afiyet olsun.

Çilekli& muzlu Smootie Tarifi:
• 10 adet çilek,
• Yarım olgunlaşmış muz
• 1/2 bardak kutu süt, 
• 2 küp buz.
• Çocuklar için hazırlıyorsanız 1 tatlı kaşığı bal
Yukarıdaki karışımı 1 dakika blender’dan geçirin ve şahane bir yaz içeceğiniz hazır! 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

23 Ağustos 2019 Cuma

0

Şu Kadın Cinayetleri Meselesine Artık Kökten Çözüm Getirmesek mi ?

Emine Bulut.
Emine'den önce kim vardı hatırlıyor muyuz?
Emine'den sonra Emineyi hatırlamayacağımız gibi.. Hayır.
İlk önce Emine restoranın içinde can havliyle gezelerken aklımıza yardım etmekten evvel
görüntü çekmek geliyorsa bundan vazgeçeceğiz. İlk yardım bileceğiz, iş yeri açmanın, bir yerde çalışabilmenin ön koşulu olacak ilk yardım.
Kadın kanlar içinde ayakta durmaya çalışırken, kendi tabiriyle ölmek istemezken video çekmeyeceksiniz, siz haberci değilsiniz ruh hastaları. Haberciler bile böyle durumlarda mesleğinden önce insanlığını gözeterek hareket eder. Bu insanlar sizin şovunuzun aracı değil.
Daha sonra kadınlar bilinçlenecek. Kadın bilinçlenmedikçe onu ne devlet, ne ailesi, ne çevresi koruyamaz. Bu katiller güya devlet korumasındaki kadınları da öldürüyor, malum. Emine buluşmak için kalabalık bir yeri, gündüz vakti seçti mesela, önleyemedi malesef. Kadınlar bilinçlenmedikçe bu cinayetlerin önüne geçilemez. Bu iğrenç zihniyeti eğitmedikçe, olmaz.. Eğer acilen eğitilmezsek ve eğitemezsek daha ileriyi göremeyeceğiz. Profil karartmaktan, olay yerinde çekim yapmaktan, durup üzülmekten başka bir şeyler yapabilelim ki bir sonra ki cinayet olmasın. Biz bilinçlenelim ki yerle bir edelim şunların cehaletini, yeni baştan yazalım ahlak anlayışını, devirelim bunca acıya sessiz kalan iktidarları. Emine'nin yardım çığlıkları, ismini okuyup geçmekten daha çok canınızı yaktı belki evet kızının yalvarışları kulağımızdan uzun süre silinmeyecek hatta ama bilmeliyiz ki öldürülen kadınların hiçbiri ölüme koşarak gitmedi. Duyar kasmayı bırakıp, harekete geçeceğiz. Kendinden, çevrenden başla. Anla ya, anlaman yeter, gör, görmen yeter. En yakınındaki kadını o zorbaya karşı savun. Böyle böyle başlayalım, Dışarıda bir kadın dayak yerken gören tüm kadınlar ve hatta erkekler o caninin üzerine yürüyelim. Şu hashtag'lere son verelim. Kadına şiddete dikkat çekmeyelim artık,kalkan olalım. Bu katlanılamaz vicdan, namus, ahlak, beka anlayışına artık eylemsel yön vermeliyiz. Kadını değersiz kılan, erkekten daha aşağı ve güçsüz gösteren her halinizden nefret ediyorum. Bu lütfen son olsun..

12 Haziran 2019 Çarşamba

0

DÜRÜSTLÜĞÜN NEZAKETSİZLİĞİ



  Dürüstlük nedir; gerçekçi ve inandırıcı olmaktır. Öyle biliriz  ama artık öle değil.
Ama'lar ile Ve'lerin farkını hepimiz biliriz. Artık
Dürüstlük ; fazla gerçekçi ama asla inandırıcı değil.


    Dürüstlükten dem vuracağız ama tabii ki derdimiz bu olamaz.. Derdimiz dürüstlüğün yapıcı değil, yıkıcı tarafı.. Doğruları bir balta gibi kullanmamız. Doğruları kullanmamız. Yalanlar asla bize ait değilken, doğruları da zaten uzun vadede pek sahiplenemiyoruz. Üstün körü doğrularımızı yakın çevremize dayatıyoruz, bir cürretle sosyal çevremize bile.. Günümüzde doğrunun niteliğini değiştiren birçok etken böylece dayatmayla oluşuveriyor. İster kaynak olsun, ister dinleyici gerçeği (mesajı) doğrudan yahut dolaylı olarak değiştiriyor.
 
   Bazılarımız da tek bir doğru bilgiye ulaşmak için onlarca veriye yönleniyor, yüzlercesiyle karşılaşıyoruz. Her biri şüphesiz birilerinin gerçeğini yansıtıyor.. Bilgi kirliliği de zamanın negatif getirilerinden.

Çok fazla gerçek bilgi var, doğru olanı seçmek zorlaşıyor.

  Sanki tüm duygu ve düşünceler, haricimizdeki bir kavanoza girip yerleşiyor
oradan iletişim kurmak durumundayız. Belki bunu seçiyoruz.
Kendi benliğimizden çıkıp bir kalıba girmek ve oradan başkalarıyla konuşmak..
(Dürüstlük kalıbı, Tasasızlık kalıbı, Temkinlilik kalıbı, Titizlik kalıbı, Analizci kalıp)

  Zihnimizde bir sürü odacık yaratmadan, kalıplara, kılıflara, maskelere ihtiyaç duymadan, asıl duygu ve düşüncelerimiz ne ise doğruyu ve yanlışı özümüzde hissederek kabullenmenin ve yansıtmanın farkındalığı bana göre tamamen dürüstlüğü seçmeyi anlatıyor. Böylelikle içinden geçen, üzerinde defalarca düşünerek söze döktüğün tüm doğruların senin özündeki dürüstlük demek oluveriyor.
Bugün de dünyanın son günü de bu öz kolay kolay değişmez.

''Dürüst olmak gerekirse''

-Dürüst olmak gerekirse bu adam yanına hiç yakışmamış.
-Dürüst olmak gerekirse eski sevgilin daha çekiciydi.
-Dürüst olmak gerekirse o seni parmağında oynatır.
-Dürüst olmak gerekirse o kadın sağlam pabuç değil.
-Dürüst olmak gerekirse sen bu işin üstesinden gelemezsin.
-Dürüst olmak gerekirse ilişkide öncelikli beklentim cinsel uyum.
-Dürüst olmak gerekirse bu ilaçlar seni kötü yapıyor,
-Dürüst olmak gerekirse bu diyetler işe yaramıyor.

Bir bu durum var bir de dürüstlüğün nezaketsizliği..
  
   Artık dürüstlüğünüzle bile insanları mutsuz etmeye çabalıyorsunuz. 
Dürüstlüğünüz insanlara bir güven, keyif vermek yerine telaş yaratıyor, paranoya yüklüyor. Güya dürüstlüğünüzle birde karşınızdakilere şart koşuyorsunuz.
''Sana kendimi yalansız anlatıyorum, yaranamıyorum,. En azından dürüstüm. Ne yani yalan mı söyleyeyim? Doğruyu söylemek gerekirse.. Ben en başından beri söylüyorum,.Hoşuna gitmeyecek ama doğru bu.''   Bunları artık duymak istemiyoruz.

''İletişimin her türlüsünü öğrendik, kendisi hariç.''   sözü ne kadar doğru !


   Sözde dürüstlüğünüzü ve amacınızı anlıyorum fakat başımızın üstünde yeri yok.
Sadece dürüst olmanız da artık yetmez. Size nezaketi unutturan, çabalamayı unutturan, kalp kırmamayı unutturan, konuşmadan düşünmeyi ve empatiyi unutturan, durup dinlemeyi unutturan, değer göstermeyi unutturan, can yakmaya çekinmeyi unutturan, anlı şanlı dürüstlüğünüz yerin dibine batsın.
   İnsanın duygularına ve fikrine değer vermeyen, karşınızdakini yok sayan, aşağılayan, sokar diline sahip olayan insanlığınız yerin dibine batsın.
   Dürüstlüğünüz kötü anıları canlandırıyorsa, yarayı kanatıyorsa, anksiyeteyi artırıyor, ataklara zorluyorsa, burnu sızlatıyorsa, kendi doğrunuzu unutturuyorsa, istenilmeyen yollara sırf toplumsal doğru diye yönlendiriliyorsa, ciddi konularda yönlendiriciyse, mesafeyi aşıyorsa, şartları zorluyorsa, insanı kullanıyorsa ve harcıyorsa yerin dibine batsın..

   Dürüstlük bu değil.
''Dost Acı Söyler'' sözü bu döneme ait değil.
Bazı sözler, bir nevi zaman aşımına uğradı.
 Nitekim söylendiği döneme göre algılanışı, uygulanışı artık bambaşka.
Yazıya başladıktan sonra denk geldiğim bir sözü paylaşayım yeri gelmişken;

Konuşmadan önce sözlerini üç kapıdan geçir:
Doğru mu?
Gerekli mi ?
Nazik mi ?

    Siz katlanır kılamadığınız durumlara, hayatlarınıza, vesveselerinize ve travmalarınıza yalanlardan uzak durarak ve dahi aşırı dürüst davranarak bir koruma mekanizması yaratmış olabilirsiniz ama her insan başka biri ve her insan başka bir iletişim modelinden anlıyor. En yakınlarınızın sizi olduğunuz gibi kabul etmesini çok iyi anlıyorum ama herkese eşit davranamazsınız. Üzülmüş olmanız kimseyi üzmenize neden değil. Dobralığınız, sivri diliniz kimseyi sokmanıza gerek değil.
   Henüz belki geç değilken önce iyiliği, nezaketi ve gerçeği bulmanız umuduyla..


30 Ocak 2019 Çarşamba

1

Damızlık Kızın Öyküsü / The Handmaid's Tale


    KİTAP
   Selamlar, hemen konuya dalacağım, aşırı sabırsızım. Kitabı instagramda severek takip ettiğim birinden gördüm, her kadının okuması gereken bir kitap, yorumunu görünce hemen ertesi gün kendimi Dost'a attım.Ayrıca erkeklerin neden okuması gerek değil onu da anlamadım.(HerkesİçinFeminizm) Herkes okumalı. 

   İlk kez Margaret Atwood okuyorum,distopya okumada da çok tecrübeli sayılmam.Kendisi distopik olarak tanımlamıyor gerçi, spekülatif kurgu diyor. Margaret Hanım etkilendiği yazarlar arasında Ursula K.LeGuin olduğunu her defasında bildirmekteymiş, benim fikrini, kalemini, görüşlerini sevmeme buyrun bir kocaman neden daha. Kitaba başladığım da içerisine girmeye azıcık zorlansam da konunun  gerçekleşebilir olma ihtimali, inandırıcılığı,merak uyandırması, sistem eleştirisi, farkındalık yaratması elbette kitaba sarılmama neden oldu. 
   Amerikan yönetimine darbe yapıp, kendilerine Yakup'un Oğulları diyen, din bazlı yönetimle Gilead ülkesini kuran bir geri devrimi aşağılamadan, eleştirmeden o kadar etken        anlatıyor ki, hissetmemek imkansız. Kitabın June'un(Offred)in ağzından yazılmış olması hoşuma gitti, kitplarda ben dilini daha çok seviyorum zaten. Karakterlerin derinlikli anlatımı da sevindirdi. Ben kitabı okurken dizi çekilmeye başlanmıştı ve bayağı sevinmiştim Dün itibariyle de dizinin iki sezonunu bitince, ikisini birden yazmak istedim. 


                                                                         

  DİZİ

  Normal şartlar altında benim bir kitabı okuyup filmi beğenmem olmuş şey değildir. Artık olmuş şey. Kitaplarım hep daha kıymetlidir ve filmler kitabın yanında fragman gibi kalır fakat yine de izlerim. Bunu şundan söylüyorum, ilk kez bir dizi, kitabının önüne geçmiştir. Kitap fragman oldu, dizi hakkında ipucu verdi. Aslında bu kadar net yorum yeter ama ne demek istediğimi anlatayım.
''Biz iki bacaklı rahimleriz, hepsi bu..'' Kitabın arka kapağında bunu okuduğumda yutkunmuştum. Kitap boyunca da o tutsaklığı, itaatkarlığı, baş kaldırılan boyunların nasıl kırıldığını, bir hayatın bir günde nasıl tepetaklak olacağını, meşru tecavüzü, dini zorbalığı, erkek egemenliğini okusanız da izlerken durum başkalaşıyor. Bazı zaman duvarda asılan bir sapkın oluyorsun, bazen bir Martha, bazen aşkı için ölmeyi göze alan biri, bazen kocasını paylaşmak zorunda kalan bir kadın, bazen de bir Damızlık. Diziyi izlerken elimi ağzıma kapatıp gözlerim dolu dolu izlediğimi biliyorum. Kendimi June gibi hissetmediğim bir saniye bile olmamıştır. Hikaye zaten müthiş ötesi, kurgu da öyle.. Dialoglar, renkler ve ışığın kullanımı ve anlatımı, çekimler ve görselliğiyle ilgili daha onlarca telaffuz edemediğim terim beni zaten sinematografiye yönlendirdi. Bir de müziklerin kullanıldığı bölümlerin ortamın kasveti ve gerilimini de aynı oranda değiştirdiği gerçeği var. İlk sezon yeni kurulan düzeni, ana kolları, karakterleri tanımaya yönelikti. İkinci sezondaysa düzeni sarsacak kurgular mevcut ve koloniler daha detaylı işlenmiş.
  Gelelim birbirinden kıymetli oyunculuklarımıza, ilk sezondaki müthiş oyunculuk performansıyla Emmy ödülüne layık görülen June(offred)'a.. ilk sezonda karşılaştığımız, kararsız ve itaatkar Offred'ın yerini , ikinci sezon şükür ki öfkeli ve intikam peşinde bir kadın alıyor. Aradaki karakter gelişimi zaten yoruma bile açık değil. İki sezon boyunca kendimi Offred'in yanında değil, Offred gibi hissettim. Bir ödül olarak Offred'in kızı Hannah ile buluşturulması sahnesinde bayağı tuvalet kağıdını bitirecektim. (Benim izlediğim şeye ağlamam pek olası değildirken) 
Serena, Emily, Aunt Lydia,Moira hepsi hepsi çok iyidi. Erkek karakterlere özel yorumum yok, Emily'nin kaldığı son ev dışında, işte o adam, adaaam. Geçmişini bilmiyorum çokta erken konuşmayım..Ataerkil bir toplumda kadınların ötekileştirilmesi, haklarının hiçe sayılması, görünürlülüğünün ortadan kaldırılması ve yalnızca doğurganlık üzerinden bir değer biçilmesi çok da yabancı olduğumuz bir konu değil maalesef. Dizi izlerken ki ve sonra ki hislerimin bu kadar can sıkıcı olmasının sebebi tam da bu.Aslında komutanlar da dahil olmak üzere Gilead'dan kimse memnun değil, Komutan Fred'in June (Offred)a gösterdiği ilgi, imtiyaz bile buna cevap niteliğinde..

Yüzyüze saatlerce konuşabilirim. Çok beğendiğim sahneleri geri alıp alıp izledim. Elinizde hangi dizi varsa bırakın ve hemen The Handmaid's Tale izleyin. Kaçıran pişman olur. 


 ESEN KALIN, İSTEYENLER İÇİN CÜZZİ MİKTARDA SPOİLER BIRAKABİLİRİM. YORUM YETERLİ!





























14 Eylül 2018 Cuma

1

Doğa dostu deterjan

Her şeyin kolayının birbiriyle kıyasıya yarıştığı güzide  çağımızda kendime ne kadar zor şey varsa yaptırtıyorum.
Ben mi kurtaracam dünyayı, demedim değişime evden başladım.
Tamamen organik doğaya zarar vermeyen bulaşık deterjanı hazırlıyorum.
Malzemeler yalnızca üç çeşit: Yarım yemek kaşığı karbonat
                              Bir yemek kaşığı himalaya tuzu
                              Bir yemek kaşığı limon tuzu
                              biriki damla limon yağı(isteğe göre)
Üç malzemeyi de gelip gidip karıştırıyorum, kaynar suda eritiyorum . Sonra foş foş diye makinaya serpiyorum.
Üç yemek kaşığı elma sirkesi de bulaşıklara parlaklık katıyor. Yarım limonu da bir yere sabitliyorum.
Ta taaaa doğa dostu bulaşık temizleyicim hazır.
Şöyle bir uyarı yapmakta fayda göreceğim, sonradan şaşırmayın diye.
Tablet deterjanlardaki etkiyi beklemeyin. Bulaşıkları aşırı parlatmayabiliyor. Bununla ilgili çok fazla etmen var tabii.
Bulaşıkların kirlerinden arındığından tamamıyla emin olabilirsiniz. Sadece bulanık kalıyor, olur o kadar diyorum. İçiniz rahat olsun..
 

  Fakat bir süredir bu karışımı hazırlamaya erindiğim için bitkisel diye rastgele keşfettiğim, içeriği tertemiz bir bulaşık makinesi tableti önereceğim. Ben üşeniyorsam herkes üşenir .. Biliyorum sizi çünkü.. GREEN CLEAN 5'i bir arada tablet. 

Doğaya geç kalınmış bir armağan sunmanın vakti gelmedi mi ? Topraklarımıza, göllerimize, denizlerimize daha ne kadar kimyasal eklemeye devam edeceğiz. Bu dünya bizim ve zaten yorgun.. Lütfen..

1 Haziran 2018 Cuma

0

Tut Ellerimi

Omuzlarımda, hep kendime yüklenişimin feci ağırlığı.
Dünyayı ben yok etmişim gibi hissediyorum ya da kurtaramamış gibi.
Sonra bu yükün sebebini yokluyorum kendimde.
Derdim hep kendimle..

Rüyalarımdan çıktığında gitmeliydim.
Her aramamın sen istediğin zamanlarda gerçekleşebileceğini bana gösterdiğinde.
Konuşmalarımızın ardından neyse'lediğinde, (neyse de önceki her şeyi önemsiz yaparak.)
Olur biter'lerinde..
Bana her gelişinin aslında bizim için olmadığını gördüğümde hiç değilse..

Uykunun arasında gözlerimi açıp , başını göğsümde değil yatağın uzak tarafında gördüğümde.
Benimle ilgili planlar yapıp, uzağa gider gitmez beni pas geçtiğinde..
Sana hissettiğim şeyden herkesin bir parça da olsa fikri varken, senin bi'haberliğinde..
Bacağımın üzerinde duran elini gelen telefonları bahane edip kaldırdığında..
Nefret ettiğim o işine her koşarak gittiğinde..
Senin için diktiğim kaktüslerin, aynı benim gibi bir yeri olmadığını gördüğümde..
Benim için ne yaptın diye avaz avaz bağırdığımda..
Uyuyakalırsın diye benimle film izlemekten vazgeçtiğinde..
Hep her şeyden vazgeçtiğinde..
Elimden tutup bir çay bahçesine götürmediğinde..
Gidişatı değiştirecek hiçbir şey yapmadığında..
Göz göze gelmek yerine, gözlerini kaçırdığında.
Sensizlikten kendimi yok ettiğimden habersiz olduğunda..
Ben kaybolduğumda beni buluvermek yerine, kendini daha karanlıklara çektiğinde..
Neşeli arayışlarıma hep hüzünlü cevaplar verdiğinde..
En yalnız günlerini bir başına atlatmak istediğinde..
Bana karşı her adaletsizliğinde sustuğunda..
Sustuğunda, kestirip attığında..
Kucağından bacaklarım uyuştu diye beni kaldırdığında..
Gitmeliydim.
Git demedin.
Bekledim.


Yarasız yarınların düşüyle..
Bir şeylerin yükünden kurtulmak iyi şey.
Birbirimizin yaralarını sara sara yürüyelim yan yana.
Yeniden inanalım herkese ve her şeye.
Çünkü hep en iyi ihtimal, sevgi.
Tut ellerimi..

                                                                                                         Mahinur

3 Ocak 2018 Çarşamba

0

Bir anlamı olsun.

   
Çizim Serkan AKYOL'a aittir.
     Anahtarımı almadan yahut kettle'ın fişini çekmeyi unutup evden çıkmışlığım yoktur ama evet her defasında panik yaratırım ama hayır, yoktur. Gece kontrolümü kaybedip beni eve bırakın dediğim de olmamıştır. Tanımadığım odalarda da hiç uyanmadım dolayısıyla. Sonunu hesap etmediğim-edemediğim hiçbir durumda doğrudan yahut dolaylı daha hiç olmadım.

         Gece dönüşte topuklu ayakkabılarımı elime alıp parmak uçlarımla kaldırımlarda yürümüşlüğüm, en az elli kiloluk valizimle, yirmi kiloluk sırt çantamı metro merdivenlerinden çekiştirmişliğim çoktur. Sinemaya, tiyatroya bir başıma gitmişliğim, iyilik yapıp denize atmışlığım.. Vardır, çoktur.
      Hayatımın, kararlarımın, mutluluğumun, hüznümün, sevincimin sorumluluğunu başkalarına yüklememek nihai amacıyla basit şeyleri istemeyi de unuttum galiba. Unutunca büsbütün sessizliklere sürüklendim, kabullenişlere ve isteklerimin üstüne gitmemelere..
    Hayatta kalabilmek için sana inançsızlığım..
    Çünkü ben zaten annesinin gelinlikli bebekler aldığı-barbielerle büyüttüğü, babasının itaat etmeyi öğütlediği-aklım sende kalmasın dediği, başında yemek yemesi için ayrı ,ders çalışması için ayrı ordu bekleyen şımarık kız çocuklarından olmadım hiç.
Kadere inandığım tek nokta beni, aileme göre eşleştirdiği noktadır, başlangıç noktası.. Yaşamın beni hafif hafif örselemesine hazırdım, bizimkilerde hazırladı, bilerek devam ettim. Örselemediğini düşünsen de temkin ve tedbirlerimin hep bu yüzden. 
       Seni her gördüğümde, ben hep kendimle rastlaştım. Seni kendimle tanıdım ama sırf kendimi sana anlatamamaktan korktuğum için geri durdum. Dizilere, sinemaya, yazılara sığınmak suretiyle yaşanan ve yaşanacaklardan kaçtım. Bir mektup daha yazıyorum sana, bu kez yayınlayabileceğim bir mektup.
Seninle suskunuz, endişeliyiz. Konuşulmayanların sonundayız. Belki konuşulacakların taa en başında..
    Vedalaşmalıyız yahut kucaklaşmalıyız artık. 
Seninle gülebiliriz. Yalnız başına yaşadıklarını benim yanımda da koyvermek iyi gelir belki sana, bilmiyorum. İlk tanıştığımızdaki o 39 derecelik hissi istiyorum. Sonumuzu buz kestiren umursamazlıkları değil. Kal demiyorum, ayakkabılarını giymiş ama bağcıkları bağlamamışsın, unutmuş olmalısın ama hatırlatmıyorum da. Ben hep burnumun dikine giderim ve
Sonumu hesapladım, burnumun diki seni gösteriyor.