20 Mart 2015 Cuma

0

TİNDER Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ

   Sosyal Arkadaşlık Zımbırtısını! Pek yakın bir arkadaşımın ''İndir yavhu artık şu tinder'ı '' demesiyle ilk kez kullanmaya başladım .Öncesinde ergenliğimin daha başlarına gelen MIRC vardır.Simgesinde pacman vardı, adamları da pacman'in diskleri toplayışı gibi kadınlara saldırıyor hayal ederdim.Çok komikti. Siteye girer girmez bir erkek yığını düşünün işte.Garip garip nickler, enteresan teklifler,
numara dağıtan abazanlar. Bilgisayarı sadece hatun tavlamak ya da adam ayartmak için kullanan tipler işte. Şimdi çook gelişti o durum, hem iyi hem kötü yönde.MIRC 2000'li yılların başında kullanılmaya başlanmış. O zamanın avantajı daha az cesaretti sanırım. Numara vermeye, almaya bile korkardı insanlar.Numara değişikliği de büyük hamleydi,değiştiremezdik ;) Çok uzun sürmedi Allahtan o keşmekeşlik. Ulu orta, saçma bir uygulamaydı ama zamanında o vardı işte :D

     Tinder'ı kullanmadan önce  araştırdım. Yurtdışında ''FUCKBUDDY'' yöntemiyle kullanıldığını öğrendim .Saçma geldi. GPS'ten sana en yakın en beğendiğin adamla buluşup sadece sevişmek için bir site kurulması ve daha saçması ülkemizde de bu yöntemin tutacağına inanılması. Velhasıl kelam uygulamayı,''Türk kızları olarak Tinder'a dantel sermeye geldik'' sloganıyla.'' Tutmaz bu iş, diyerek '' bir merakla indirdim.

    Durum şu, kişilerin resmini,otobiyografisini ve yakınlık derecesini (GPS) görebiliyorsunuz, Tinder bunun dışında hiçbir kişisel bilgiyi vermiyor. Ben ismim Mahinur olduğu için çok zorlanıyorum. Facebookta aratıldığımda kolayca bulunabiliyormuşum..Diğer kutusu Tinder'da LİKE'lamadığım adamlarla dolu. Bende muhtemelen ismimi ''Merve'' olarak değiştirme yoluna gideceğim :) Malum 90'ların yarısı Merve ;) Durum şu, resmi sağa çekersen partneri beğenmiş, sola çekersen beğenmemiş sayılıyorsun. Sola çekipte pişman olursanız Vay halinize, bir daha rastlaşma ihtimaliniz biraz zor. Beğendiğiniz adam sizi like'lamamışsa herhangi bir iletişime giremiyorsunuz. İşin güzel yanı da o sizi LİKE'lamadan sizden kendisine bir bildirim gitmiyor dolayısıyla sizi beğenen arkadaşlardan da size mesaj &bildirim gelmiyor. İki tarafta birbirini beğenmeden tanışma ihtimalleri yok ve beni cezbeden de bu özellikti. Tinder bu özelliğiyle birçok arkadaşlık sitesine fark atar bence !

    Tinder'ı 5aydır falan kullanıyorum. 50 tane adamla konuşmuş, 11 tanesiyle buluşmuş, 3 tanesinde de aklım kalmış olabilir.Bu üç adamın ikisini yüzyüze görmedim.Ha iki tanesiyle de kıyak arkadaş olduk. Hatta biri blogda karikatürleri çizen karizmatik arkadaştır. 10 numara insandır. Yani ille de boyfriend-girlfriend bulmak zorunda değilsiniz. Bir süre sonra bu siteyi kullandığım için yakın çevremden küçük eleştiriler aldım. Senin gibi sosyal bir insan (diğer övgüleri saymıyorum) neden internetten arkadaşlık kurmaya inanır gibi laflar ettiler. Aslında çok basit, eminim kullanıcı arkadaşların birçoğuna da aynı soruyu soruyorlar.İçerideki adamlar günlük hayatımızda aynı yerden kahve içtiğimiz,aynı yerlere gittiğimiz, aynı iktidara küfrettiğimiz adamlar belki de aynı duyguları paylaşmayı aradığımız insanlar. 
    
     Ben niye mi kullanıyorum ! Samimiyetle söyleyeceğim, herhangi bir arayışım yok sadece eğleniyorum hepsi bu. Kaliteli adamlar tanıdım bir o kadar çirkinleri de var elbette.
Tinder'dan tanışıp sevgili olan tanıdıklarımda var.Ben ne niyetle kullanıyorsam, karşıdakine de o gözle bakmaya çalışıyorum. Evet hergün, her yerde kötü şeyler oluyor ama iyi şeyler de oluyor.Bu siteyi kullanırken de aklıma ''How I met your mother ''daki Ted geliyor. Hani sürekli hayatının aşkını arayan, her kız arkadaşını da hayatının aşkı sanan, aramaktan vazgeçtiğinde karşısına çıkan karakter:) Rastlantı güzel şeydir ama siz yine de çabalamanın önemini yabana atmayın ! Aşkı bulun, her nerdeyse :)

    Ama bu uygulamaların bizden aldığı şey şu ! BAĞLANMAK. Her zaman daha iyisini LİKE'larmıyım hissi ?Adamla ilerliyorsun, buluşuyorsun, seni eve bırakıyor,elini tutuyor.Eve gidip hemen kontrol ediyorsun ki, seni bırakır bırakmaz ''Tinder''da aktif. Çaktırmıyorsun,buluşma kötü mü geçti onu çözmeye çalışıyorsun. Yooo adam bir dahaki buluşmanın planını yapıveriyor. Hal böyle olunca veryansın başlıyor.Hani karakterler böyle ''herşeyi isteyen aslında hiçbirşey istemeyen''. Bir diğer adama diyorum'' Oğlum bak kit, sen elde avuçta durmazsın,başedemem senle'' -''Biz gerektiğinde gönlümüzü açmasını da biliriz''diyor. Bilemez yani, ihtimal yok. Tamamen fırlama !Mamafih Kimsenin birbirine tahammülü, saygısı olmuyor. Dediğim gibi ''Yenisini LİKE'lıyor''.Bir arkadaşımının sıkıntısı da şu, kızlarla buluşuyor ama aklı daha önce uygulama üzerinde konuştuğu ama buluşamadığı o diğer kızda kalıyor. Böylelikle İzdivaç programlarında kimseyi beğenmeyen Kezbanlarla yarışıyoruz hepimiz. ''EGOSİSTEM'' İnsanlar değerli, sizi de değerli kılan karşınızdakini değerli görmek. Ömrümüzün sonuna denk genç kalmayacağız,yaşamayacağız.Size yapılmasını istemediğiniz şeyleri karşı cinse yapmayın. Paranız, güzelliğiniz, karizmanız, herşeyiniz yerinde olabilir ama önce ''Karakter'' lütfen !


                                                                "Bir insana bir insan herhalde yeterdi."

                                                                 - Sabahattin Ali






6 Mart 2015 Cuma

2

hem ÖZGÜR & hem TUTSAK


Bu kadını tanıdığımda blog yazma fikrim yoktu ama kendi kendime ''bu olayı duyuracağım'' dedim.
Kadın olmanın zorluğunun daha çok konuşulduğu bu zamanda 'hazır yeri gelmişken' dercesine yazmak nasip oldu. Çokta iyi oldu.Bu kez beter bir kocayı, kadına kadının da erkekten beter kötülük yaptığını kulaklarımla duydum,klavyemle dillendireceğim. Ha şimdi bekarım falan ya, belki bunu anlatmamı bile ayıplayacaklar. Sizin ayıpladığınız şeyleri bu kadınlar yaşıyor. Umrumda değilsiniz.



  Tutuklu kalmıştı besbelli. Acı çekiyordu. Tutukluluk her zaman duvarlara bakarak olmaz bazen gökyüzüne bakarakta tutuklusundur.Tutukluluğun bu türlüsü daha yakıcıdır. ÖZGÜR & TUTSAK. Bu kadınla bir iş seyahati esnasında çok tesadüfi tanıştık. Otogardan aldılar beni, arabaya bindim, yanyana oturuyorduk selam verdi. Kafasını cama yasladı. Dertliydi belli, hem çook dertli.Eliyle eşarbını açmak istercesine kesik kesik nefesler aldığında anladım bunu. Uykusuzluğumun verdiği mallıkla onu böyle cesurca izleyebildim. Bizi seminere götürecek, aynı zamanda arabayı kullanan kişi iner inmez hıçkırarak ağlamaya başladı. Korktum çok. İlk kez gördüğüm insanlar sonuçta.Benim de mi ağlamam lazımdı ki ? ''Neyin ortasındayım ulan'' dedim.Toparlandım.Sırtını sıvazlayıp, n'olduğunu sordum.-Ailemin yanında dahi ağlamayı bırak, gık diyemedim. Sanırım seni bir daha görmeyeceğim, anlatsam, ağlasam dinlermisin ? dedi. Film gibi. Orada yapacağım daha parlak bir iş olmadığından, bir işe yarayım  diye düşündüm, elini sıktım 'Elbette'' dedim.


 Peşinden aylarca koşturduğu, sonradan da çok sevdiği adamla evlenme kararı almışlar. Esas erkeğimiz yalnızca buraya kadar ADam! ama. Esas erkeğin ailesi de kızımızı çok sevmiş, erkekoğullarına! münasip bulmuşlar.Anlayacağınız hemen kabullenmişler, gelinleri ne isterse almışlar, yapmışlar.Evlenmişler , anlı-şanlı hemde.Buraya kadar olan herşey evlenmek isteyecek bir kadının başına gelecek en iyi sekilde seyrediyor. Velhasıl düğün gecesi kızcağızın hayatı aksi yönde birkaç tur devir ediyor.İlk gece bizim kız, esas erkeğe kadın olamıyor. Çok anlayışlı çıkmış, zorlamamış kızcağızı. Günler, 3-5-7 derken geçiyor ve o iş hala olmuyor.Esas erkek hararet yapmaya, kızı suçlamaya aşağılamaya başlıyor.Zorla hastaneye gidiyorlar ki ''Vajinismus''
Kızın hastalığını kabul edemeyen esas erkek, aşkı, namusu, insanlığı yitirip tedaviyi reddediyor. Bi'düşün. Kadının alacağı tedaviyi reddetmek !!! Akıl hala ''Ne saklıyorsun, beni istemiyor musun'larda'' Tabii ''işgüzarlar ve herşeyi bilenler'' topluluğu anında iş başına geçiyor.Edepsizce baskı yapmaya başlıyorlar. Kayınbaba geliniyle yatak odasına girip, yatağı işaret edip '' Bu gece bu iş olacak''deyip tokat atıyor falan, öyle yüksek uçuyorlar.Kayınvalide, kızın ailesine gidip ''hasta kızınızı bize kakaladınız''diyecek kadar hastalığa hakim değil.Aile önceden bir deneyim yaşattırsaydı değil mi canım! Kontrol ettirseydi değil mi ya ! Görümce dersen, kocasıyla yaşadığı mükemmel seks hayatını güya örnekleyip, kızı iğneliyor. Yani anlayacağın, kıza tedavi ol deyip, şu süreci atlatmaya yardımcı kimsesi olmamış Azizim ! Bu arada esas erkek mühendis, onu bi diyim. Bir akşam kızcağız özenle iyi şeyler olsun şeklinde bir sofra hazırlamış,Esas erkek masayı görür görmez herşeyi alaşağı etmiş. Sinir harbiyle, kızın kolundan tutup ''Şimdi karım olmayacaksan, yürü git babanın evine'' diyerek iteklemiş. Kız yalvarmaya başlamış ''Seni çok seviyorum, yardımcı ol, tedaviye gidelim, benim kocamsın seni istemez olur muyum'' diyerek. Şu lafların bile üzerine hala kolundan sürükleyip kapıya götürmüş ama zınk diye geri çevirmiş.Ölüsü çıkar, mantığı hakim tabi.Kızın kafasını sertçe kapıya vurmuş, kız sendeleyip düşmüş. Oracıkta ırzına geçmiş.İşi bitince de ''Bak oluyormuş demekki, hastalık falan yok'' demiş Alçak herif. Kızcağız korkudan ne yapacağını bilmez halde sabahı sabah etmiş tabi. Kocası yatıp fosur fosur uyumuş.Sabah olunca koca işe, kız hemen ardında baba evine .Sonrası davalık tabi. Ayrılık ! Esas erkek manevi tazminat davaları falan sürüklemiş bizim kızı, bayağı hırpalamış.Boşanma sonrasında ''Gel çocuk yapalım,ailem seni kabul eder''tacizlerine başlamış. (Kabul edilmek) Ulan o anan seni doğuracağına taş doğursaydı, hiç olmazsa yaprak sarma falan yapınca üstüne kapatırlardı, ağırlık falan yapardın yahut fındık kırarlardı. Olmadı kapının önüne koyarlardı kapı kapanmasın diye, ağırlık ederdin, yine senden iyidi bee :@ Gerçi seni yetiştiremeyen o ana-baba ya neyse !

Bunların hepsini bir solukta anlatamadı mamafih. Gözlerinden kesintisiz akan yaşlar silindi,anlatırken sürekli af dilendi. Birkaç yerde küfür etmek dışında pek birşey söyleyemedim, ne denir ki zaten. Hem zaten dinlememi istedi benden.Hiç birşekilde birbirimizle irtibat kurabileceğimiz telefon, mail, feysbuk edinmedik. Zaten fazla utangaçtı, beni ikinci kez görse konuşamazdı bile.

Bu bir kadının hayallerinin, hedeflerinin yok oluşunun,cehaletin ,boynu bükük birini daha tanıyışımın hikayesiydi. Bazı yaralar, işte böyle baskıcı yerlerde daha şiddetli yaşanıyor. Derin acılar, daha sittin sene iyileşmez kadınlar. iyileşsin diye merhem de sunulmuyor zaten. Kadın ya bu, arsız. Sarıldım. Her yanı diken dikendi sanki,kirpi misali. Yürekten bir ''Hoşçakal, kendine iyi bak'' dedim.
                                                                               
                                                                             BİTTİ diyor, HASTA ANAMA BAKARIM ARTIK                                                                                                                                      Yalnızca hikayesini bildiğim ismini dahi unuttuğum kadına .

23 Şubat 2015 Pazartesi

5

Bruno Banani









       Bu kokuyla ilk 13 yaşımda, Almanyadan  teyzemin hediye getirmesiyle tanıştım.

Kokusuna aşık oldum, şişelerini hala saklarım atmaya kıyamam.11 sene önce gelen şişenin kapağını kaybetmeme rağmen şişe hala parfüm kokar. Öyle kalıcı ;)


''Not for everybody" sloganını kullanan marka bu iddaalı yönüyle zaten hitap etmeyi biliyor,kitleyi baştan cezbediyor.Parfümün ana kokuları, portakal, sarmaşık ve su zambaklarından oluşmakta.İçinde frezya da varmış. En sevdiğim kesme çiçeklerden olduğu için parfümün beni çeken yanının frezyalar olduğunu sanıyorum.Bruno Banani resmi sitesinde Şeftali, vanilya ve odunsu kokularının olduğundanda bahsetmiş.Deo'su, vücut losyonu,duş jeli var.



Yeni seri olarak''Absolute Woman 'diye Benim şişenin yavruağzını çıkardı. Birde Greyfurt ve Amber kokuluymuş, meraktan deliriciim . BMade for Women sloganıyla çıkardığı parfümü kesinlikle denemeyin. Duyduğum en berbat kokular arasında''Black List''te direk .Gül suyu sürün gez daha iyi, malesef o kadar eziyorum.




Almanyada 20 ml boyu €9.99 , 50 ml boyu €24.99 'dur.

20 ml Türkiye satış fiyatı 60.00 TL. Ayrıyetten bulunmuyor bile.
Kozmetik satışında malum oldukça pahalıyız. 



Almanyadan gelen akrabalardan mutlaka,ısrarla isteyin.Bırakın çikolatayı falan. Bruno Banani'yi tadın.

                                                                                                    Mis Kalın ...





16 Şubat 2015 Pazartesi

0

ÖzgeCanımız İçin. #sendeanlat

İki sene önce yaşadığım o korku geldi aklıma ÖzgeCan'la beraber. Dolmuştaydım, saat gece 10du.5 erkek müsvettesi ve tek kadın ben. Siyaseten bir tartışmanın içindelerdi, hepsinin aynı görüşten olduğu belliydi ama. Yinede tartışıyorlardı. Her biri, beni dikkate almadan ağız dolusu küfürlerle ''bizi bu ülkede kabul edecekler''deyip, sokup-çıkarıyorlardı işte. Azınlıklara hep sempati duyarım ama bu yaşattıkları tarifi olmayan bir duygu. Hayatımda ilk kez bir anı, ne yaşadığımı hala tahayyül edememekteyim. Sadece elimdeki telefonu babamı aramak üzere ayarladım,sımsıkı tuttum ve kafamı bile oynatmadan, nefesimi  tutarak dışarıya bakmaya odaklandım. Bir süre sonra beni işaret etti,şoför olan. Kısa bir sessizlik oldu.Kalkıp insen ayrı, durup beklesen ayrı. Donup kaldım. İçlerinde en heybetli olan yeniden küfür etmeye koyuldu. Bunların karılarını şöyle yapacan, kızlarını böyle yapacan demeye kadar getirdi  fütursuzluğunu. Arada kendi dillerini konuşuyorlardı ve bu daha da korkuttu beni. O dilden üç-beş cümle öğrenmediğime lanet ettim.Belki ''buda bizden'' dedirtirdim kendime ya da oyun oynamaya çalıştığımı anlarlardı. İnmeme 2 durak kala, göz temasından korkarak, sağ koltuğa yanaştım.Dayanamadım artık. Ağzımdan zorla ''Müsait bir yerde '' çıktı.Şoför aynadan baktı. ''İnmek mi istiyorsun''dedi sırıtarak.Beşi birden dönüp baktılar. ''Müsait bir yerde'' dedim daha güçlü bir ses tonuyla. İnecekmiş dedi aralarından biri, gülüşmeye başladılar. Şoför durağı geçtiğiyle kalmadı, gaza bastı bu kez. Elimdeki  erik dolu poşeti fırlattım ve ani bir frenle durdu. Kapıyı açmadı bu sefer de. Telefonum çaldı, kimin aradığını hala bilmiyorum. ''Durağa koşun''dedim. İndim şükür ama arkamdan bir sürü tehdit ve küfürle. Gaza basıp, yokoldular.  

Bu olay, bu şekilde sonlandığı için çok şanslıyım. Ben hala dolmuşta, otobüste müzik dinleyemem mesela. Benim hakkımda konuşurlar mı, başka bir kadına birşey mi yaparlar acaba diye.Onca zaman geçmesine rağmen hala çok korkuyorum.Kendimce yöntemler uyduruyorum.Herkes bilir ki, çok atarlıyımdır,mangalda kül bırakmam. Hiç bir erkekle tartışmam da yenilmem, ezer geçerim.Oluyor birşeyler,  korkuyorsun,o upuzun dil lal oluyor. N'apacağını bilemiyorsun.Benim ki basit.Özgecan'ın yaşadığı şeyi bende yaşayabilirdim. Haberi okudum,onun o güzel gözlerini gördüm. Ben bile bu durumu  böyle büyük yaşadıysam,hala geçmediyse o kızcağız neler yaşamıştır dedim.Aklımı yitirirdim ben olsam gerçi,fırsat bile kalmadan ölmüştür belki de .

ÖZGECAN olayının en iğrenç boyutu şu, bu tecavüzcü ve katilleri bugün yuhalayan, asılsın naraları atan erkeklerin çoğu zaten potansiyel sapık. Dün bu tecavüzcü herif bu duruma tanık olsa o da kesin 'Olurmu bizimde anamız bacımız, karımız kızımız var,gönül rahatlığıyla yalnız bırakamayacakmıyız yahu' der isyan ederdi, etmezse yüzüme tükürün. Bu ülkede herkes namus bekçisi ama kendi namusları değil haa, senin benim namusum. Kaçta dışardayız, hangi işte çalışıyoruz, eve hangi erkeklerle giriyoruz, etek boyumuz, ruj rengimiz,göt -göğüs dekoltesi. Salyası aka aka bu durumu ''ayıp, namussuzluk'' diye eleştirir bu sözde namuslular. Çünkü yamuk fikirler atasporu bizde.''Dişi köpek kuyruk sallamazsa, erkek köpek ardından gitmez'' Tahrik edecek kadın, o mini eteği giyecek canı tecavüz isteyecek.E bizde de davete icabet gerekir malum, misafirperver bir toplumuz.Direnecek yetmeyecek, yakılmak isteyecek. Sadomazo çünkü.

Biz sizin kalkan organlarınıza tanık, bebekler gördük, annelerinizi, bacılarınızı, kız-erkek evlatlarınızı, gelinlerinizi, evcil hayvanlarınızı komşu çocuklarınızı gördük. Namussuzluğunuza sebep aramayın. Biz bugün çıplak gezsek dahi, saldırma hakkın yok. Eline,beline,diline sahip ol.
Bunlara sahip olamazsan herşeyini yitirmişsin demektir. Çözüm elbette olmayacak. Ne davalar gördü bu ülke, Ne gönüllü tecavüze uğrayanlar. Değişen ne ? Hiiiç ! Değişen birşey yok diye de susma . Sen yine sesini yükselt, durma haykır. Tecavüz politiktir. Devletin birebir alçakça politikasıdır. Kadının vajinasıyla,doğumuyla,evlenmesiyle ilgilendiği kadar seçimlerle bile ilgilenmedi hükümet.

Yapılacak en büyük şey. ''Oğlumun pipisi'' adlı foto albüm yaptırmayın artık. Pipisiyle oynarken video koymayın. Ya kızınında fotosu olsun ya oğlununda olmasın. Sen oğluna pipisinin çok sevilecek bişey olduğunu aşılarsan yarın kalkar böyle zorla sevdirir işte. Öğretin kadının kolu ve  memesi arasında fark yoktur. Biri diğerinden fazla değerli değil,ikisi de et işte.Şu ayıp lafını da unutun. Sizin ayıp diye gizlediğiniz şeyler hergün dışarda yaşanıyor, yaşatılıyor. Olabildiğince anlaşılır bir dille anlatın,öğretin. Pedagog yardımı alın.Bu konuyla ilgili izlediğim Gözlerindeki Sır isimli filmi izlemenizi önereceğim. Filmdeki ceza türü çok hoşuma gitmişti. Asmak kurtuluştur, psikolojik tutukluluk en iyisi.Birde bu durumdan gerçekten rahatsız olan erkekleri eylemlerde daha çok görmek isteriz. Güç verir.

                  Başka Özgecanlar Olmasın.Anneleri kıyamazken çocukları heder edilmesin.
                                                                  Örgütlü kalın Kadınlar, güzel evlatlar yetiştirin.
                                                                                      Güzel uyu Özgecan
                                                                               

10 Şubat 2015 Salı

0

Balea ,Lacura, Eos, Manhattan. Çeşitli gurbetçi hediyeleri ;)






Merhaba . Kryolan, Mac, Darphin, Clinique,Lancome,Estee Lauder. Bazen bunlara bunca para dökmeye gerek kalmaz. Almanyadan DM'den çıkan ürünlerle de hedefinizdeki cildi yakalayabilirsiniz.

Balea'nın fındıklı el kreminden başlayacağım. İlk geldiğinde ''bu ne be, pazar için bakım ve maske diye süslemişler ambalajı'' dedim. Fındık, kahve ve kakao kokularını çok sevmememe rağmen, bu krem kokusuyla da hoşuma gitti. Ben çiçekçi olduğumdan, ellerim genelde suda ve elimde sürekli maket bıçağı darbeleri var. Kremde gördüm ki,gerçekten maske tanıtımı boşa değil.. Sanki ellerim hiç kurumuyor, hep kremi az önce sürmüşüm hissi veriyor..Kullanışı da şu sekil farklı; gün içinde normal krem gibi masaj yaparak uygulanıyor fakat haftada bir kezde ele sürülüp, eldiven giyip 30 dakika eldivenle bekletiliyor.. Yumuşacık ! Balea'nın daha önce birkaç el kremini daha denedim. Memnun kaldım. Fındıklısı da diğerleri kadar güzelmiş. Tavsiye olunur.

Balea'nın ahududulu peeling'i oluyor buda. Yine çok ucuz ve güzel bir ürün. Peeling için son kullandıklarım Neutrogena ve Clean&Clear'dı. Neutrogena'yı beğenmiştim ama Balea'nın artı olarak kokusu beni cezbetti. Akşamları ıslak cilde, yüz boyun dekolte kısımlarına masaj yaparak uyguluyorsun. Her peelingde olduğu gibi göz çevresi dahil edilmiyor.Ve inanılmaz bir parlaklık veriyor.





Aslında son zamanlara kadar yüz temizleme ürünleri ve göz makyaj ürünleri dışında, konuya o kadar fransızdım ki, hala fransızım bunu şimdiki üründeki cehaletimden anlayacaksınız :D Affınıza sığınarak .

Lacura (Hand creme- anti aging) yazısını görünce, sanki sadece yüz kırışır gibi bunu ''HAND'' Yazısını göre göre yüz kremi eyledim kendime :) Çokta iyi eyledim, çokta güzel eyledim. Ben makyaj yaparken fondöten, pudra kullanmıyorum, çevremdeki herkeste bilir. Kremi bir hafta kullandıktan sonra, ''fondöten mi kullanmaya başladın sen'' diye sorular gelmeye başladı. Ne kadar anormal birşey yapıyorum bilmiyorum ama çok güzel sonuçlar aldım.. Sivilcem çıkmıyor,yüzümde absürd bi gelişme yok aksine tenim yumuşacık ve pürüzsüz,bunların yanı sıra aşırı parlak :) Ve bu krem 1 euro :D Göz çevreme sürmemeye dikkat ediyorum.Balea'nın peelingiyle yüzümü temizledikten sonra, el kırışıklığı kremini yüzüme sürüyorum :D Ardından hafif ıslak ve sıcak bir havluyu yüzüme kapatıp bekliyorum. Ohh miss pamuk gibiyim :)







Manhattan, MultiEffect Teyzem güzellik uzmanı ve Manhattan ürünlerini çok sever. Benim makyaj çantamdan da eksik etmez sağolsun. Ben sadece aydınlatıcılarını tanıyorum. Bunun dışında altın sarısı var ve malesef bitmek üzere. Çok kolay sürümü var, hemencecik dağılıyor. Makyajımı temizleyene kadar da herhangi bir tazelenme istemiyor,uçup gitmiyor, gözkapağında topaklanmıyor .Hatta sabitleyici görevi görüyor sanki diye abartayım ki bu abartıyı fazlasıyla hakediyor.


EOS Lip Balm, Görüntü açısından süper, kokusu da çok güzel, sürerken ki o artistik havasından başka nesi var diye sorarsanız,hiç bişeyi yok. Sadece nanelisinde kalın, koruyucu, parafin misali bir tabaka var gibi hissediyordum, ferahtı. 5 çeşit renk var elimde, sadece İnstagramda resim paylaşırken yarıyor.Daha güzel lip balmlar kullandım. Çok ezemem ama sürekli tazelenmek istiyor, çabuk kurutuyor, özellikle de bu renk. Hediye gelsin severek alırım ama para vermem ;) Özellikle Türkiyedeki satış fiyatını haketmiyor.

Almanyadan gelen ürünler şimdilik ve üzülerek bunlarla kısıtlı diyeceğim. Benim en favorim ikinci ürünüm Lacura. Çok çok çok memnunum.Bir sonraki sefer de parfümümü tanıtacağım. Şimdilik güzelliklerle hoşça kalın :)


Sevgiler OptimistBaykuş'tan

29 Ocak 2015 Perşembe

0

HATA YAPMAK LÜKSTÜR


Bu yazıda düşünce kaldırılmayı bırak, düşmesine izin çıkmamış,hayatları hiç yanlış yaptırılmamaya kurulmuş bireylerden bahsedeceğim.Biz önemseyeceğiz bastırılmış hayatlarını ve belki zincirlerini koparanlarla karşılaşacağız .Fikirleri sorulmamış, hiç planlı yaşamamışlar. Global krizleri, enflasyonları tartışmamışlar mesela, finans takip etmemişler.''İstermisin diye soranları olmamış, nasılsın '' denmemişler. Besbelli duyacakları cevaptan korkmuşlardır, maymunun gözünü açtığını öğrenmekten ya, neyse.

Erkekse eğer okuldan alınıp ''eve ekmek getir'' denmiş. Ardından ''haydii asker ocağına'' gönderilmiş. E tabi dönünce de annesinin uygun gördüğü bir komşu kızıyla ''gözü çok açılmadan everelim'' denmiştir.Aileden yada askerde gördüğü siyasi bilgiyle ''oy ver '' denmiş.Buraya kadar sistem kesinlikle bu . Ve hayatının devamında olacağı şu, evlatları kendininki gibi seçmeden yaşamasın diye onları okutmaya adayan,işçi bir baba.

Kendi için n'aptıı ? Hiç !!! Daha ilkokuldan, kendinden daha iri-yarı arkadaşıyla kavga edip dayak 
yiyemeden okuldan alınmış oldu. İlk aşkının adını tahta masala kazıyamamış oldu. Devamsızlık kağıdını, mahalledeki futbol turnuvasına kacırmak pahasına ailesinden gizlemek zorunda kalamadı. Ergen olduğu ilk anı utanarakta olsa babasına soramadı.Lise de arkadaşlarıyla, evin yolunu bulamayana kadar içip. klozete kafayı dayamış halde sızıp kalamadı.
Neye yeteneği var bilemedi, mesleğini seçemedi.

Kadınlar için durum elbetteki her zaman daha vasat. Anne zoruyla okuma-yazmayı sökene kadar okula gönderilen, okul yolunu ezberleyemeden gözü açılmasın diyerek okuldan alınan, doğuştan kadın çocuklarımız. Fen bilgisi öğretmeninin kısaca anlattığı ''boşaltım sistemleri'' konusunda, yüzümü kızaracak, kızlarla kikirdeyecek mi bilemedi mesela. En yakın arkadaşının kendinde önce davranarak gözünün içine bile bakamadığı çocuğu, sevdiğini öğrendiğinde hıçkırıklara boğulmadı. Binbir korku ve istekle
okuldan kaçamadı. Okuldan kaçıp sigaranın tadına bakması için de zorlanmadı.Bir erkeğin elini tutmayı bırak, gözüne bakamadı. Hep susturulmuş geri plana atılmış doğuştan kadın kız çocuklarımız.

O sümüksü akışmış beyinler olmasaydı, karizmatik bir mimar olurdu belki oğlan çocuğu.Mini mini bir hemşire olurdu kadın çoçukta. Kendileri bilirdi, kime aşık olunur. Biteceğini bile bile iliklerine kadar yaşarlardı aşklarını. Yada girecekleri günaha değeceğini dilereyerek, birilerini yataklarına alırlardı . Bir aşkla daha beter kirlenmemek için, o kirli yataklarda temiz kalmak adına yaparlardı bunu.. Daha güzel partilere gider, her defasında sarhoş olurlardı. Esrar tadarlardı kesin. Hep daha çok sevileceklerini düşünüp, her defasında daha beter boka basarlardı.Kira vakitleri geldiği halde iki günlük Budapeşte tatili için işlerini bırakılardı.Piercingler, dövmeler yaptırırlardı.Ne güzel yanlışlar yapılırdı işte. Kesin bizim gibi aldatır, aldatılırlardı. Kavga ettiğimiz, küfür ettiğimiz, mahkemelik olduğumuz,sevgililerimizi elimizden alan yada ayartan  vatandaşlar olurlardı. Renk lazım azizim renk! Öyle tek düze ahlak anlayışıyla olmaz. Herkes doğru yaparsa tercih diye birşey kalmaz. 

HATA YAPMAK GÜZELDİR, BİZİ ÖZGÜR KILAR.

                                                                       En az hatayla en fazla doğruya ulaşmak ümidiyle.
                                                                                                          
                                                                                                                       Sevgiler :)
Karikatürler krncakararnca@blogspot.com.tr
tarafından büyük ustalıkla çıkıyor.

10 Ocak 2015 Cumartesi

2

YARIN YOK...




krncakararnca.blogspot.com.tr
CanŞenliğim, ikimizi hep deniz kenarında üzerimizde çok kalın olmayan , aynı modelde belki renk farkı olan şallarımızla,hafif esintide şarap içerken hayal ederim.Bilmediğim bi zamanda , bilmediğim bir yerde ama demimizi almışız hani. Lükse gerek yok ters bir sandalın üzerine tünemişiz. Her zamanki gibi kadehlerimizle. Alışmamışız çünkü 
şişeden yada başka herhangi bir bardaktan içmeye, neyse hakkı, hakkını vereceksin çünkü.Öyle bilmişiz yaşayamasakta. Kadehleri birbirine her vurduğumuzda illaki kazandığımız-kaybettiğimiz şeylere içeceğiz,
şaraplar saçılacak etrafa öyle sert ! O kadehi vurarak kırdığında herşey geçecek gibi sert, yani öyle vurmalı kadehini en güzel zamanları kafeslenen bir kadın.
Çünkü öyle haketmediğin şeyler yaşatmış ki sana hayat, acımasızca, güzel yüzüne, gülüşüne rağmen.Ağır geliyim dramı hafif tutcam. İnancım şu; Bunu yaşayacağız seninle bir süre sonra.


On küsür sene önce okulundan koparılıp akrabasıyla mutsuz bir evliliğe sürüklenen,o evliliği yürütmesi için ailesinden hala baskı gören hiç bir desteği olmayan dünya güzeli bir kadının ve anlatılsa kitap ama şimdilik bir kısa paragraflık hikayesi bu.Tüm bunlar bir genci sevdi, çok sevdi diye geldi başına. Hoş ben bu durumun neden başına geldiğinden çok neden gitmediğini önemsiyorum ya neyse. Dünyanın en akıllı erkek evladına sahip ,çokta şanslı ki bu erkek 
evlat farkında herşeylerin, yanında annesinin. Şuan bu kadının tek ümidi çoktaaan biten evliliğini sonlandıracak bir neden. Birde yeniden başlamaya olan inancı. Olacak, bulacak aradığını, ne de olsa yaratmak kadına, yoketmek erkeğe hastır değilmi ? Evliliği boyunca sürekli kocası tarafından aşağılanmış,dövülmüş hatta öldürülmeye yeltenilmiş,psikolojik tedavi görmüş,tehdit edilmiş, ailesiyle görüştürülmemiş en acısı her hücresine kadar susturulmuş,bıktırılmış bir kadın. Yeni yeni kendine geliyor. Artık bir amacı var ama benimde nedenini bilmediğim birşeyleri bekliyor. Ne zaman çiçek açacağını bilmediğimiz 
ama mutlaka açacağını bildiğimiz bir filiz gibi. Dingin ama kararlı, aceleci ama ''herşeyin sırası var'' edasında.


   Evliliğinin derinine inmeyeceğim zira beni ilgilendirmiyor da.Beni ilgilendiren, sizide ilgilendirmesini istediğim kısım şu;ne kadar uzun yaşayacağız ve daha ne kadar mutsuz yaşayacağız ? Değiştiremeyeceğimizi düşündüğümüz yanlışları ömrümüzün sonuna dek yük mü edeceğiz ? 
1) Her gece huzura ermek için dua ettiğiniz hayatlarınızı kadere teslim edip, gelecekte güzel günler görme hayalinizi yine bu adamların eline bırakıp, kendileriyle birlikte gayesiz sürünerek büyük bir beddua mı yaşamayı seçeceksiniz? Bu kötü ihtimal tabi! Ölsün, eve gelmesin, yatağa yatmasın dediğiniz adamlara, onlarla yaş almak yetmezmiş gibi hastalıklı bünyelerine bir de ilaç torbaları taşıyacaksınız tabi, bu çok lanetli bir hadise.Ya yaşlarını almış,başlarını hala alamamış olarak eziyete devam edecekler yada eteğine sarılıp salya sümük ''pişmanım, hakkını helal et'' diyecekler. Çok geç olacak Hemşireem çook.
2)İyi ihtimalse ,40-50 yaşlarınızda kanser yada verem edilip, içinizdeki
yaşayamamışlıkla,uhtelerle gözü açık, göç etmek. Hayatınızın herşey biterken kaçabileceğiniz bir yangın merdiveni yok. Bunu sanmayın. Sanmak bir yaşam sözkonusuysa, lükstür.


  Diyeceksin ki şimdi bana ,
''Bekara koca boşamak kolay'' Evet kolay. 
''Elalem ne der'' Bırak desin, elalemin amk. 
''Çocuk blue çağına bir girsin, anneyi bilsin,anlasın'' Senden daha net görür herşeyi çocuk, emin ol.
''Çocuk üniversiteye başlasın'' Eveet,yaşlanma dönemin orda devreye girecek ve ona senin için katlandım dediğinde 'Boşansaydın banane'diyecek.  
''Bu kış bitsin, soğukta zor olur evraktı mevraktı, terketcem de üşüyom, üşeniyom'' dersen bak bunda haklısın,geçerli bir sebep.Çok soğuk lağn.

  Geç bunları azizim. YARIN YOK. Bilemezsin, hayatı seveceksin ve yaşamayı seçeceksin. Ne demiş Oğuz Atay ''Gömleğin tüm düğmelerini yanlış iliklemek gibidir, bazı insanları sevmek. En başından beri yanlış yaptığını, sonuna gelmeden anlayamıyorsun.'' Bilin ama. Son diyorum soon ! Yanlışlarla sürüklenmeyin. Sen kadınsın, boyun eğme.Ne istersen o'sun.. Bir kıvılcım yeter, iste ve başar. Öbür dünya, Cennet inancınla eziyeti kendine reva görüp, bu dünyanı Cehennem eyleme. Zira Kur'an da böyle birşey demez. Bu konuda şükürcü olma, daha iyisi varsa hep onu iste. Zorla,artık biraz bencil ol! Başkalarının sana dayattığı hayatı yaşama.Unutmak için yaşayacağın günler kalmasın geriye, tabii hatırlamaya değecek günler için takaatin varsa !

Devamını o koca yürekli kadın yazacak.Bu kez ben okuyacağım. Seyreyleyeceğim.

                                                                           Dilediğiniz hayat sizin olabilir.

                                                                                            SEVGİLER