15 Temmuz 2015 Çarşamba

2

Gökyüzümü Süsleyen Adam 🐦 🐦

 
@serkanakyol
Gülüşünü nakış nakış o kadar işlemişim ki aklıma, ya her zayıf anımda içime serçe sürüsü dolduran sesine ne demeli, hep kulağımda. Kurtulmak zorunda olduğum bu dipten kuşkusuz beni yukarı çekecek tek şeydi her zaman soğuk olan elleri. Valizime onca yılın yorgunluğunu, umutsuzluğunu, yiten giden her şeyi, göğe bakıp ona yolladığım her bir selamı özenle yerleştirdim. Oldum olası ardımda kimseyi, hiçbir şeyi bırakmadığım gibi iyiyi de kötüyü de yanıma aldım. Yatağa oturup ''çok büyük bir marifet gibi yıllardır sakladığımız hislerimiz aynı kaldı mı?'' diye düşündüm. En azından benimkiler.Yine boynumu göğsünde uzak tutmaya çabaladığı soğuk kollarıyla saracaktı kim bilir. Sahi hiç duymadım, kalbinin sesini. ''Kalbim yok miniğim'' derdi her defasında.  Saramayışları, belli ki yokluğun gerçeği beni ürkütmesin diyeydi.

    Atmayan bir kalp hikayesi doğruysa şayet bu durum sonunda bizi aynı kişi yapardı. Artık benim için de düşecek bir dip ya da yükselecek hiçbir merdiven yoktu. Kesişmişti yollarımız ve bu bana her şeyi göze alma cesaretini çoktan müjdelemişti. Uzun zaman önce, defalarca beni yanından, yöresinden ittiği o asfaltsız yolda ilk defa  yan yana, yalın ayak yürüyecektik.Yaşadığım bitmek bilmeyen sancılı dönemler bana beklentiye girmemeyi ve hissizliği ağır ağır yüklemişti. Her zaman olduğumuzdan daha yakın olmalıydık artık. Bana yıllarca öğretemediği, inatlaştığım doğrularını birkaç gece de fazlasıyla tecrübe ettim.

     Yola çıkmadan haber vermek istedim. Sesini duymayalı da çok olmuştu. Hem oldukça kararlı durduğu hayatında bir şeyler de değişmiş olabilirdi. Telefon kulübesine girdim. Numarayı çevirdim, Tesadüf kendisi çıktı. ''Geliyorum ''dedim. ''Bekliyorum'' deyişindeki o iç gıdıklayıcı tek kelime bana anti-depresan olmuştu. Yol  uyudum, uyandım çabuk geçti. Aksi olmalıydı ya. Fakat tüm yorgunluğu gözlerimde ve ayaklarımda toplandı.

     Küçük şirin bir oteli vardı. ''Akşama anca gelir'' deyip beni odama yerleştirdiler. Lavanta koymuş yatağıma. Papatya değil, La Van Ta. Bir de not buldum, ''Affet, Ay'ım, ışığım, balıktayım, sen şimdi duş al, dinlen. Bunca zaman  dayandık. akşama ne kaldı değil mi ama Dilberim, Öpüldün '' . Her zaman küstahtı, Beni karşılamayacak kadar küstah. Notu yazarken ki ifadelerini gözümde canlandırdım ,sesli güldüm. Kağıt göğsümde, hareketsiz uyumuşum. Güneş batmıştı, gözümün tekini açtım, sırtı bana dönük, balkona doğru öylece bakıyordu. İzledim, nefesini duydum, kirpiklerini kavuşturma sesini duydum. Kalp sesi yine yok. Sigarasının dumanı esintiyle beraber bana geliyordu. Parmak uçlarımla sırtına dokundum.Döndü, defalarca koklaya koklaya, yüzüne süre süre ellerimi öptü. Adeta şefkat bekliyordu. Çoğu beyazlayan saçlarının hafif hafif alnına döküldüğü yüzünü ellerimin arasına aldım. Kavradı boynumu, birbirimizin nefesini çaldık, içimizde biriktirdik. Yaktık mumlarımızı, fenerlerimizi. Zaman durabilirdi artık.

   Neydi bizi o  balkona çivileyen, geceyi bir bir sessizliğe boğan ? Hem ne vardı zaten konuşacak şimdi, susmak mıydı en iyisi ?  Sahiden bitmiş miydi içimizdekiler ? Yani  dokunduğumda alev alan tenim yaşadığıma kanıt sayılmaz mıydı ? Ama zaten ikimizde bütün hayallerimizi gerçekleştirmişken bitmek, gitmek, susmak ne gerekti canım ? Şimdi ayrı hayatlarımızın sefasını sürmek vaktiyken.

     Masa hazırdı zaten, büyük bir rakıyı odaya girer girmez açtı. Anason kokusu, hiç sevmezdi
üstelik. İşte ilk değişiklik. O gün her zamankinden cömert fakat bana bakışlarında cömertlikten eser yok, yine çekingen, yine kaçak. Gözünün içine bakıp, bi'şey söyle diye bakıp umut besleyecek o kadın da yok üstelik. Büyük bir değişiklikte burdan.

     -Ben yine  onca sene konuşmaya doyamadım, diye dalıyorum konuya. Onca yılın birikmişliğinin, konuşulmadan eski ki gibi üstünü örter diye düşünmeme rağmen onun''Hoşgeldin''ine kalkıyor kadehlerimiz. Değiyor gözü gönlüme. Akıyor titreyen sesi içime.
-Anlat, diyor o hiçbir tasvirin yakışmayacağı, cenneti fısıldayan elçi sesiyle.
Nasıl Fransa ? Fransayı sormadığını ikimizde biliyoruz. O yine tedbirli tabi, konuya bildiğim
yerden, direkt bir tavırla giriyorum. Onun bana hayran kaldığını söylediği tavır. Hatırlıyor mudur ?

    -Gömdüm onu. Geçen sene, yüksek dozda uyuşturucudan öldü. Çok acı çekti. beraber çektik. En zoru da kızımın, Pera'nın babasının gün be gün eridiğini ve boşalan sinirlerini izlemek zorunda olmasıydı. Annesinin aksine daha sessiz,içine kapanık bir kız çocuğu. Velhasıl bıraktıramadım uyuşturucuyu. Kliniğe yatırdım ve kendime bir boşanma avukatı tuttum. Çok denedik,çook. Bu hastalık değil çünkü, kendiyle birlikte bizi de uçuruma götürmeye niyetliydi. Uyuştucu almadan da, karşımda ki  artık kötü bir adamdı. Kendim için değil kızım için korktum. Ben bunca dertle uğraşırken annemin ağırlaştığı haberini aldım. Perayı da alıp annemin yanına koştum. İşin garibi neydi biliyor musun ? Ben sevdiklerimi unutmuşum, özlemeyi unutmuşum. Annemle ilgili daha bir yol katedemeden Fransa'dan bir telefon. Ölü bulunmuştu. Perayı götürüp götürmemekle ilgili karar veremezken, kızım benden güçlü çıktı, tekrar ikimiz Fransaya yola çıktık. Küçücük sıkıntılara öyle göğüs gerdi ki, bu yaşında onu böyle sorunlarla uğraştırdığım için kendime çok öfkeleniyorum. Gittik, defnettik. Ben Perayı değil, günlerce Pera beni teskin etti. Bir haftayı atlatıverdik. Pera dayısını çok sever, bir grupla beraber 15 günlük kampa çıktılar. Annemin durumu da her geçen gün iyiye gidiyor, şükür. Geçen sefer gelişimde gözlerimin dahi içine bakamamıştı, sürekli uyutuyorlardı. Şuan bize de, doktorlara da bir mucizeyi yaşatıyor.  Bizimkiler kampa yola çıkınca hemen bilgisayar başına oturdum. Bilet baktım. Annemin iyiyken ilk yolculuğumu sana yapayım dedim, tesadüfen sabahına bileti buldum. Ve yanındayım işte. Kaskatı, hiçbir asitin çözemeyeceği şekilde katı. Çok uğraştım çocuk yapmamaya biliyorsun ama Peranın içimde olduğunu bildiğimden beri ... Ondan başka herşey anlamsız, tarifsiz. Tek zayıf yanım, tek çözünürlüğüm o. Bi'tanısan.
Hani bana anlattığın, Bir kızın olursalarının arkasına uydurduğun tüm varsayımların var ya, hepsi gerçek. Yine yanılmadın. Hakikaten benim kızım. İşte bööyle . Anlatırken ne çabuk geçti değil mi ? Yaşarken hiç bitmiyor oysa. Bitsin istiyorsun, en azından bazıları bitsin. Olmuyor. Üstüne zebellah gibi daha fazlası çöküyor. Ahhh, benim o bana bir şey olmaz havalarım, kimse üzemez laflarım. İnsanı sadece kendisi üzmüyormuş, etrafında seni üzmeyi görev edinmiş milyonlarca şey var, bu bazen bir insan, bazen televizyon, bazen bir ülke yada bir böcek.  İşte şimdi piştim ve sana geldim. Yine de eksiksin dersen ağzına bi'tane patlatmaya niyetliyim. ''

   Aşağıdaki pansiyondan çalan şarkı ''Hasretinle yandı gönlüm,yandı yandı söndü gönlüm, evvel yükseklerden uçtu, düze indi şimdi gönlüm '' buydu. Bu kısımda sesi yükselttiler. Her yan yana oluşumuzda bir şarkı seçerdik kendimize. Göz göze geldik. Patlattık kahkaları, aktı meylerimiz boğazdan yüreğe.  Elimi sımsıkı tuttu. ''Sefalar getirdin'' dedi. ''Senin gibi kadın da düze inerse Bu gezegeni örtüp gidelim'' 

   O yine aynı kişiydi, başka biri olan benim. Eskiden olduğu gibi savaşmayacaktım bu kez, hem ''bak sevdiğin insanlar var, onlar için...'' diyeceğim kimsesi de kalmamıştı zaten. O güzel anneciği ve babacığı derin uykudaydılar artık. Hiç sormadım, o da anlatmadı. ''Şimdi'' dedi,

   Gözümün içine öyle bakma. Üzülmedim sana, kılım bile kıpırdamadı Minik. Kalpsizim la ben. Keyfini süremedin şu yaşamın, sürmeyi istemedin. Dik kafalıydın. Bunu istesen ve düşseydin göz ucuyla bir döner bakardım. Katı falan değilsin, çiğsin, bi'bok olamamışsın. Yine bok var gibi filizleneceksin. Büyümeyeceğim diye inatlaşırdın ya benimle Aptal , ha işte yine inatlaşacaksın. Büyüyemezsin ki sen. Evrene aykırı :D Benimle ilgili de ilk kez sen tedbirlisin, bir şey sormuyorsun. Ben iyiyim. Çizdiğim yoldayım . Sen Fransaya gitmeden burayı gösterip alacağım ve otel yapacağım, demiştim. Bak beni tanıdığından nasıl da gelip buldun. Balığımı tutup geliyorum, oohh, akşam gelip bir kaç arkadaş demleniyoruz. Güzel oluyor la, bakma öyle. Eski güzel kadınlarımıza içiyoruz, her seferinde aynı muhabbetler anlayacağın. Eskimeyen biri var diyorum ben, hala da güzelsin hani. İçerim daha uzun zaman senin için. Her akşam birileri göt olana kadar, ağzımızın suyu, salyası akana kadar içiyoruz. Bizi de diri tutan bu. Halüsinasyon görüyorum, gelip yatağıma sen yatırıyorsun beni. Annem değil, annem öldüğünden beri, sen. Ölüleri hep daha çok sevdim ama artık barışık değilim. Çok terkedildim ama bu defa başka. Bu fazla. Sen ört üstümü bu kez sahiden, olur mu ? Yine öyle bakıyorsun, bakma.

    Bu yüzyılda imkansız nedir Hemşire? Kavuşamamak nedir ? En fenası sevişirsin, bedenler kavuşur. Biz sınırlarla yaşamımızı çevirdik ve hiç aşmadık. Çizgimizi bildik. Bir tek dudaklar kavuştu, oda üzerimizdeki ölü toprağı silkelemeye yetmedi. Solucan etkisi bile yaratamadık. Görev gibi, o benim saçlarımı örerdi, ben onun üstünü örterdim. Aynı yatakta uzanırdık, hep aynı rüyayı görürdük. Her seferinde el ele dolaştırdık, sadece gidilen yerler farklıydı. Hangimiz yataktan kalktıysa diğeri uykuda sanıldı. Hiç gerçekten uyumadık. Uykularımı, yatağımı , gök yüzümü süsleyen adam. Ben bu adamı çözemeden ölecektim. Ölü mü, diri mi ? Önemli değildi ama çabam size netlik olsun diye.
 
  Biz tuttuğumuz tüm dilekleri gerçekleştirdik. Galiba birbirimizi hiç dilemedik. Hatırlamıyorum. Her yanına gelişimde mutlu hissediyorum, ayrılırken de  bir daha görmek istemediğimi sanıyorum. Sonra zaman geliyor, özlüyorum, atıveriyorum kendimi yamacına. Yine susuyoruz, en iyi yaptığımız iş. Şimdi başımın üzerinde,  kazanılacak en büyük zaferi de erkenden kazanmışım, başka hiçbir işe yaramayacakmışım, erken emekli edilmişim gibi bir his dolaşıyor. Ne yapacağım ? Sarhoş olamıyorum. Büyümemiştim evet, geçmeyecek bir derdim de yoktu sadece kalbimi hissetmiyordum.

''Ben yine en güvendiğim derme çatma limandayım. Sendeyim.'' diyorum. 
 ''İstediğin kadar kal'' diyor. İlk kez diyor ama kalamam, biliyor. Döküntüyüz.  Artık uğrayacak liman yok. Denizler kafi, kara kötü, acımasız. Limanlar geçici. Kalıcı olmaya niyetli olduğumdan değil. ''Anlaştığımız üzere bak kim önce ölürse diğerine günlüklerini verecek, ben ölürsem, günlüğümü Pera getirecek '' 

                             Yarımız yine.Yine beklentiler yanlış çıktı.
      Biz bir tek kendimizi tüketiyoruz. Başkalarına tahammülümüz yok.

                                                    İnançla Kalın ..                                                                       






26 Mayıs 2015 Salı

16

Sesindeki Tipiye Tutulduğum Çocuk

   
İnstagram:Serkan AKYOL'a aittir.
Gözümü açmamla, geç kalmışlık endişesiyle yataktan fırlamam arasında tek bir saniye anca geçmiştir. Odada saat yoktu. Telefona baktım, uyanmak için kurduğum vakte bile bir buçuk saat vardı. Ne çok beklemiştim bugünü. Usulca yatağa tekrar uzandım, uyumak niyetinde değildim. Dakikalarca elimdeki çizgileri, damarları inceledim. Yüzük parmağım kopup gitmek istercesine seyiriyordu. Sesli güldüm. Doğruldum. Ayaklarımı sıcak tahta zemine bastım. Yorgundular, en çok onlar yorgun ama sessizdirler, hiç şikayet etmediler  Bağımsızlığını ilan etmek isteyen dört santim parmak bile olamadan ayaklardır hep boyun eğen. Yalnız olmama rağmen tahta zemin ses çıkarmasın diyedir sanırım, parmak uçlarımda yürüdüm. Hızla duşumu aldım. Bu güne özel etekleri tül tül uçuşan nar çiçeği bir elbise almıştım, giydim. Makyaja koyuldum. Çoğu işe ters başladığım gibi en önce ateş kırmızısı mat rujumu da  üç kez bastıra bastıra dudaklarımda gezdirdim. Mesela t
atlıyı yemekten önce yerim,  sırası varmış gibi gösterilen hiçbir şeyi de sevmedim. İlginçtir, her zaman göz çevrelerim eskiyene dek bastırarak sildiğim eyeliner'ımı bu kez tek seferde A.Winehouse tarzında çekebildim ama saçıma asla şekil verememekteki marifetsizliğim yine beni bozguna uğratmadı.. Bronz sandaletlerimi kutusundan çıkarıp etiketi dişimle ileri geri yaparak koparttım.Hazırdım.

   Hava kızıl-mavi, güneş batmamakta inatçı bir kız çocuğu sanki.  Buluşmaya yarım saat kala elimde şarapla camdan seyre dalıp kendimi Kaş'ın beni benliğimden dahi alıkoyan muhteşemliğine bıraktım. Radyoda akşamı bir nebze daha serinleten sesiyle Yaşar '' Kendini martılarla bir tutma, senin kanatların yok '' diye diye içime işliyor. Geldi . Şarkıyla birlikte duruşu, motordan inişi, her şey klip havasında oldu birden. Sözleştiğimiz saatten erken gelmişti ve n'olursa olsun birbirimizi telefonla aramamaya sözleşmiştik. ''Telefon yok Chun Li, yedi buçukta pansiyonun girişindeki begonvillerin altında ol'' dedi. Bana böyle seslenirdi. Odamı bilmediğinden şaşkın şaşkın tüm pencerelerde göz gezdiriyordu. Perdenin arkasında aslında daha önce milyon kez tekrarını yaptığım müthiş bir operayı izliyor ve ilk kez sahneye fırlatılacakmış gibi bir hisle her şeyi unutmuş, soluksuz, kıpır kıpır bekliyordum. Aklımın içinde birden bilmem kaç bin melodi karıştı. Çantamı aldığım gibi koşar adımlarla çıktım. Küstahça bekleterek birazdan gözlerine bakacağım anın tadını perdenin arkasında dakikalarca  hayal edebilirdim ama gözlerine bakmak her seferinde daha damakta kalıcı, daha lezzetliydi,

   Arkamdan seslenen pansiyon sahibine ayıracak iki saniyem bile yoktu, Dönünce ne diyeceğimi elbet bulurdum, hem zaten uyumuş olurdu.  Çakıl taşlarının üzerinden sekerek pansiyondan çıktım. Utangaçtım. Suçunu gizlemeye çalışan bir kız çocuğu gibiydim. Onu ördüm, tüm heykel görünümüyle karşımdaydı. Onlarca defa deli gibi isteyerek baktığım o adamla istemsizce göz göze gelmemeye çalışıyordum.. Gözlerimin içine baktı defalarca flaş patladı . Yakınlaşıyordum ama yürümüyordum, sanki bir itekleyen vardı. Temasın işi kolaylaştıracağını düşünerek hemen sarıldım. Parmak uçlarımda yükseldim. Sağ kolum boynunu komple sarmıştı, sol elimle de çantamı sımsıkı tuttum. Dudaklarımı farketmesine de engel olacak mesafede boynuna değdirdim. Belimi sardı.''Çocuğum ben, sesimdeki tipiye tutulduğun.''dedi. Daha sıkı sardım. Günlerdir hazırladığım tüm konuşmalar, hazırlıklar her şey silindi. Tüm sesler yok oldu, nefesi dışında.. Motora bindik, gitmek için sabırsız görünüyordu. Belinden sarıldım. Zaman çabuk geçerek inatlaşacak ya, hemencecik gelmiştik.
 
   Güneş bu kez zorunlu vedasına hazırlanmıştı. Dünyanın en güzel yerinde olduğumu tahayyül ediyordum. Fazla büyük olmayan koyu çepeçevre tahta masa ve sandalyelerle donatmışlardı. Fazla değil 5-10 masa. Her masaya refakat eden ağaçlar, dallarından sarkıtılan rengarenk fenerlerle mekanı daha sıcak kılıyordu. Masalarda lacivert beyaz kareli örtüler üzerinde yeni fenerlerin tam aksine bunak şamdanlar vardı. Dünyanın en eski gramofonundan uyumsuzca çıkan harmonica sesine, dalga sesiyle anlaşan ağustos böcekleri vokal sunuyordu. Fazla uzak olmayan mutfaktan tabak, çatal-bıçak sesleri geliyordu. Görünüşte hiçbir albenisi olmayan ''Sakallı'nınYeri'' beni fena büyülemişti. Ben büyülenmeye dünden hazırdım ya zaten, laf-ü güzaf !
 
   Sandalyem çekildi, oturtuldum. Beden bana ait değildi,yook. Kesinlikle kendimi de dışardan izliyordum. Emindim çok şapşal göründüğüme. Bir-iki meze alelacele güleryüzlü bir amcamız tarafından bırakıldı ve şarap testiyle geldi. Testiden akışını görüpte zevk almamak ahmaklık olurdu. Bakışlarıyla etlerim çimdikleniyordu. Duygularımın ilk gördüğüm gibi taze kalması ne muazzamdı. Tanrı eli değmiş, kitap gibi herif, içimden sabaha kadar çok şey sıralayabilirdim.
-''Anlat.'' dedi yumuşacık bir ses tonuyla. ''Sen nasıl farkettin ? ''
Zaten birkaç yılımı almıştı bu bağımlılık. Dökülmeye niyetli sarı Aralık yaprağıydım. Hemen anlatmaya koyuldum. Anlatınca daha da zorlaşacağını bile bile.

  '' Bugüne dek  en çok eleştirdiğim şeyi sen getirdim başıma. Eski sevgilimin arkadaşı olup, kendine hayran bırakarak . . İlk tanıştırıldığımız gün, kapıyı açıp bizi içeri buyur ettiğinde oraya geliş amacım, sıfatım, gözüm, kulağım,aklım o kapı eşiğinde kalakaldı. Oturduktan sonra gözlerine yanılmış olma arzusuyla tekrar baktım ve çok şükür artık kayıptım. Beni içimde bitmeyen nöbetlere gark eden bu durumu yatıştırınca aradığım tek şey sen ve ben'i ordan çekip fırlatacak bir güçtü, her neye mal olursa olsun ! Gece boyu senin sesin dışında hiçbir ses kulağıma değmedi. Belki farkındaydın zorlanan, ikram edilen hiçbir şeyi boğazımdan geçiremedim. Gece boyu senin katıldığın konuşmaların bazıları dışında sürekli Twitter'dan TrendTopic tweetleri okudum, durdum. İşe yaramadı. Kendimi uyarmaya başladığımda, aklımdan tek geçen, buradan çıkıp sonrasında seninle mümkün mertebe az görüşme fikriydi. Eve gidip uyuyacaktım, sabah olunca bitecekti. Öyle olmadı. O güne kadar her durumda kendime hükmeden ben,anahtar elimde olmasına rağmen o kilidi açamadım. Hep direndim seni görmemeye, gördüğümdeyse her fırsatta olan gücümle saçmaladım. Sen o güzel ağzınla konuşmayasın diye gevezeyi oynadım. Tüm o saçmalamalar kaçmak, senden gizlenmek için uydurduğum bir oyundu. Beni sana görüntünden çok ağzından çıkanlar bağlıyordu. Dünyada başka bir canlıda asla mevcudiyetine inanmadığım o iç gıcıklayan sesin ve o sesinle muazzam bütünlüğünü oluşturan taa içi gülen gözlerin ...''

   Derken dumanı üzerinde folyoya sarılı balıklar masaya kondu . Fikri değişti, rakı içmek istedi. Ben anlatırken duyduklarından sonra sağır olacağını biliyormus gibi bir suratı vardı. Kulaklarının son duyacağı şeyler bunlarmış gibi. Mutluydu ama alabildiğine uzaktaydı. Onu seyredip yüzünün tüm inişine çıkışına mest olurken anason kokusu sardı etrafı, Ardından rakının buzlu suyla kavuşmasını izledik. Kaldırdı kusursuz kaşlarını ve konuşmanın kesildiğini hatırlatan bir bakış attı. Şarabımdan bir yudum aldım. Konuşmaktan nefret ediyorum.

   '' Ben aslında bu gecikmiş ayrılığı yaşadığımda seni de orada bırakırım sandım. Olmadı bak,bugün aynı masada aynı duygulara kalkıyor kadehlerimiz. Sen beni itirafa zorlamasaydın üstümdeki donmuş çimentolardan arınıp , duygularımı sana açamazdım. Tüm duygularım gerçek ve ben şeffafım. Şimdi benim gözlerim arzulu, bu durumun nereye gideceğini düşündüğün donuk bakışlarına takılı bak . Ben akıntının sırf sana süreklediği bir yolculuk yaptım, Akıntıya direnerek değil, kürek çekerek. Gördüğüm sen dışında, bildiğim bir sen yok benim. Beni sana çeken kimyasal bir yanın var eveet, belki beni bağımlı, aç, susuz bırakan. Uzatmıyorum, şuan elimden tut, al götür, gıkım çıkmaz. ''Nereye'' dersem alçalayım. Anlıyor musun duygularımı, senin için yok edeceklerimi, var edeceklerimi ? ''

   Akşamın ilk saatlerindeki ardına kadar açık, ışık saçan gözleri, üstüme kilitleri sürmüştü, net ! Birazdan kapıyı sağlamlaştıracaktı belli. Rakıyı bir dikişte bitirdi, mesajı aldım. Bu hareket ağzından çıkacak kelimeler için cesaret itemiydi. Bir süre yemeğe ve içkiye daldık. Rutin şeylerden bahsettik. Yan masadaki sarışın kadının cilveli kahkalarına heveslendim, ne konuştuklarıyla ilgili tahminler yürüttüm, sonra garson çocuğun yüzüne ait olamayacak irilikteki burnuna ve nereli olabileceğine , hiç tarzı olmayan müzik listesine kadar konuştuk işte. Arkama yaslandım, söz ondaydı. Peçeteyle ağzını sildi, Öksürerek sesini temizledi. Sigarasını yaktı. Bu ağır halleri benim heyecanlı hallerimden sonra üzerime kürekle toprak atmıştı. Çekti dumanı, verdi. Çekti ,dumanı havaya üflerken ''Chun Li''dedi tıslayarak.

   ''Bu hayatın bir tık ilerisi istemiyorum. Sen güzelsin, neşelisin, kadınsın, kanımı kaynatıyorsun. Daha önce yaşadığım güzellikleri hatırlatıyorsun, bir daha gelmeyeceğini sandığım güzellikler . Ahh hele bana sarıldığında patlattığın o içten kahkahan, Sürekli savaşmaya hazır gözlerin ve tümüyle barışı simgeleyen ağzın . Benim sana verebileceğim hiçbir şey yok aslında. Sen böyle kal,kirlenmeden güzel kal ...''

    Devamında da kurduğu cümleler beni kırmamak üzere ve kendinden ısrarla uzak tutmak istercesineydi.. Bir Özdemir Asaf dizesi değil mi ? '' Ben beklemedim, o da gelmedi. Ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi. '' Sürekli kafa salladım, anlamadan anlarmış gibi yaptım. Tahta iskeleden kendimi suya bırakmak istedim. Üzülmedim yoo, zaten fazla ümitte beslemedim. Aşk mıydı bilmiyorum ama sonsuz bir istemekti. Tezattık, onun hiçbir şey istememeyi yaşayış biçimi yaptığını bile bile yani. Aslında sadece bildik, fazlaca bildik. buydu sorunumuz . Geçmişe takıldık bundan mütevellit gelecek ürküttü belki. Biz iki aynı kişiydik, mükemmel aşkı yaşayabilecek iki mükemmel aynı insan. Sadece mutsuz olma korkumuza yenik düştük. Kuru inatlaşmalara, herkesi aynı sanmalara..

   Ne o birini kanatlarının altında isteyecek kadar cesurdu ne de ben bir kanadın altına kendi gücümle girebilecek kadar çömez. İşte bir başka aşka ayrıksı durmak hali daha. İstemesen de bu hayatın, hep bir tık ilerisi var Bayım. Olacak .

                                                                       Ama yürektense dileğimiz daima umut vardır.
                                                                     
                                                                             Ve belki güneş bizim içinde doğar.
                                                                                        
                                                                               Yürekleriniz sağlamken, sarılın.
                                                                                      
                                                                                        Optimist Baykuş  
                                                                                                 EmojiEmoji



                                                                                                 

4 Mayıs 2015 Pazartesi

8

Succulentler Dikilsin ;)

    Merhabalar. 

Bir sonraki bloğumda güzel  şeyler yazıcam dedim. Yazabileceğim en iyi şey '' Succulent Dikimi'' imiş. Ne acı :)
Her mevsim gönül rahatlığı ile kaktüs ve succulentlerinizi ordan oraya aktararak dikebilirsiniz. Dikim zamanı yoktur. 
Öncelikle dikeceğiniz materyali seçin ve su geçirmez olduğundan emin olun.
Bu bitkinin adı ''MOSS'' çiçekçilerde kolaylıkla bulabilirsiniz. Olmazsa olmaz bir malzeme değildir ben dikim bitince süsleme amaçlı kullanacağım.
Gübresi bol bir toprağa ihtiyacınız yok. 4 adet succulent için yarım kilo toprak kullandım. Sizde kullanacağınız saksıya göre toprak edinin.
Succulentleri kendi saksılarından çıkarıp, toprağın altındaki 1/3lik kısmı ayırın.
Saksınıza. göz kararı yarısına kadar  toprak ekleyin


Succulentleri saksıya silme bir şekilde dikerseniz daha şık bir görüntü elde edersiniz. Yukarıda olması yada gömülü olması bence bütünlüğü bozuyor. Yerleştiri , kenarlarına kürekle toprak ekleyin.  Böylelikle bitkinizin yaprak araları toprak olmayacaktır. Olursa diş fırçası ve saç kurutma makinesiyla temizleyebilirsiniz. Toprak ekledikçe hava almaması için elinizle sıkıca bastırın.  
Dikim işlemi bittikten sonra videodaki gibi mosslarla süsledim. Yosunla cimenle  de süsleyebilirsiniz. Devamı sizin elinizdeki malzemelere ve yaratıcılığınıza kalmış. Sulaması nasıl olacak derseniz, sulamayı unutun. Ne kadar az su verirseniz o kadar iyi.  Güneşi çok sever. Sun İn Water Out ;) Ben dikim yaparken çok keyif alıyorum. Size de aynı tadı vermesi dileklerimle..  

                                                                                                                                 
                                                                                                                                   HOŞÇA'KALIN 

14 Nisan 2015 Salı

0

Yargıla/MA

    Başını alelade kundaklamıştı al güllü siyah yazmasıyla. Sürmeli gözlerine, gururlu bir bakış takınmış etrafı süzüyordu.Hırslı hırslı dudaklarını kemiriyordu. Siyah, uzun bol eteğinin üzerine beyaz bir erkek gömleği giymişti. Kilim desenli yeleği ve bu uydurduğu cins kıyafetlerle sanki birşeyleri anlamamızı ister gibiydi. Topukları kurak bir toprak gibi görünüyordu, çok çatlamıştı. Kınaladığı parmakları, muhtemelen başkalarının giyipte ön kısmını genişlettiği terliğinden tamamen dışarı çıkmıştı. Ayağından çıkmasın diye terliğin ön kısmını parmaklarıyla sıkıca da kavramıştı. Jandarma sürüklemiyordu, aksine jandarmadan bir adım önde gidiyordu, oldukça dinç, alaycı ve  sağlam. Salonun önündekiler işaretleşerek,ellerini ağızlarına götürerek ''kesin delirdi zavallı'' bakışı atıyorlardı.

   Bekleşenler arasında iki kız,bir erkek evlat yoktu elbette. Anneleriyle ilgili ne söylendiği de muamma. . Eşi yoktu, gelmeyeceğini biliyordu. Çocuklarını bile bir daha görmeyecekti belki . Kendi ailesinden birkaç kişi duruşma salonunun önünde sızlanarak bekliyorlardı. Cinsel suç olsa da duruşma herkese açık yapılacaktı. Bir önce ki duruşmanın bitmesinin ardından koridoru dolduran o kalabalık ve birkaç gazeteci zar zor salona sığıştılar. Kalabalığın koridorda çıkardığı sesten, salonda eser yoktu. Arkada cereyandan camı dökercesine çarpan pencere ve hızlı hızlı çevrilen dosya sesleri dışında..  Duruşma salonunda Savcılar-Hakimler, avukatlar dahil herkes titizlikle yerini almış, sanığı bekliyordu. SANIK ! 
Mübaşir zaten açık olan kapıyı titretti. İstisnasız her çift göz kapıya döndü. Sanık terliklerini sürükleyerek yüzünde takmaz bir sırtarışla içeri girdi. Jandarmalar kolundan çekiştirerek yerini gösterdiler. Sanık gözlerini kısarak, bu kez ciddi bir ifadeyle kürsüye doğru kafasını soldan sağa çevirerek herkesi izledi. Mahkeme başkanı kadındı. Gülümsedi. Ağzını açtı birşey söyleyecekken, hakimde tebessüm edip kafasıyla oturmasını söyleyen bir işaret yaptı.

    Birazdan ''Kendine tecavüz eden, tecavüzcü komşuyu öldüren suçlu'' olarak yargılanacaktı.Sandalyeye, kendini boşluğa bırakır gibi oturdu. Kolları yanlarda bir süre dümdüz sarkık kaldı. Parkeleri izlemeye koyuldu,Çoğu ya kavlamıştı ya çukurdu . ''Kimbilir daha önce ne evi,yuvası yıkılanlar geçmiştir,burda oturmuşlardır,burda oturduğum sandalyede.'' diye geçirdi içinden. Oturduğundan itibaren kulağındaki  uğultu dışında hiç bir sesi duymamaya başladı. Nasıl düşünebildiğine bile şaşıyordu ya. Ellerini eteğinin tüylenmiş kısımları üzerinde gezdirdi, Bir bir yolmaya başladı. Etrafında kendiyle ilgili bişeyler oluyordu, İlgilenmeliydi belki de, takati yoktu. Genel anlamda basit ama kendisi için güç bir hamleyle kafasını kaldırdı, hakim konuşuyordu. Olayı tekrar yaşamaya başladı. Avukat müvekkilinin yaşadıklarını anlatmaya koyuldu.

''  Bir gece yarısı ''AYHAN Ş.''müvekkilimin eşinin Şehirdışında olduğunu bilerek kapısına dayanmış, eğer kendisiyle birlikte olmazsa köyde ismini karalayacağıyla tehdit etmiştir. Müvekkilim. ısrarlara rağmen kapıyı açmayınca ''AYHAN Ş''silah zoruyla eve dalmıştır, müvekkilimin kafasına sert bir cisimle vurmuştur. Kendisi yarı baygın olarak tecavüze uğramıştır. Sigara içerken Müvekkilimi kimseye söylememesi için tartaklamış, hakaretler yağdırmış ve müvekkilimin çocuklarının evde bulunmasına rağmen hala soyunması üzerine  ''AYHAN Ş''nin silahını alıp, kendini korumak amaçlı, öldürme amacı gütmeden...... .......................... ''

dedikten sonrasını yine duymamaya başladı. Kulaklarındaki tek ses silahtan büyük bir gürültüyle çıkan mermiyle işbirliği eden o sesti. Beş el ateş etti. Bazen çok fazla seçenek yoktur, düşünme payı yoktur.Tecavüzcü daha ambulans gelmeden oracıkta can verdi. Karakola gidene kadar adeta dondurulmuş bir hayvan gibi kaskatı kesilmişti. Kendisini ölü bir insandan ayıran tek şey, nefes almasıydı.Sonrasında duruşma günü hemen geliverdi zaten. Aldığı ceza ''ağırlastırılmış mühebbet'' oldu. Pişman mıydı? Sanmam. Çok etkilenmemiş gibiydi ama içeri girdiğinde takındığı tavırla , çıkarken ki boynu bükük tavrı ayırt edilebiliyordu. Hayatının, adımlarıyla orantılı olarak hiç alışamayacağı bir yere gittiğinin farkındaydı. Kelepçeyi kırarcasına çekip durdu,bilekleri kesildi. Koridoru yarıladıktan sonra ardına bakıp güldü. Kameralara yansıyan o son gülümseme, gözlerindeki o ışıltı intikamı ve kadın olmayı hafızalara kazımıştı.

                                                                   Sadece birkaç saniye Kadınların olmadığı bir dünya düşün.
                                                                          Yaşasaydı tecavüzcünün alacağı suçu düşün.
                                                                                           Sado'ya Teşekkürler
                                                                                         
                                                                                            Onurla, Dirençle Kalın. 

20 Mart 2015 Cuma

0

TİNDER Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ

   Sosyal Arkadaşlık Zımbırtısını! Pek yakın bir arkadaşımın ''İndir yavhu artık şu tinder'ı '' demesiyle ilk kez kullanmaya başladım .Öncesinde ergenliğimin daha başlarına gelen MIRC vardır.Simgesinde pacman vardı, adamları da pacman'in diskleri toplayışı gibi kadınlara saldırıyor hayal ederdim.Çok komikti. Siteye girer girmez bir erkek yığını düşünün işte.Garip garip nickler, enteresan teklifler,
numara dağıtan abazanlar. Bilgisayarı sadece hatun tavlamak ya da adam ayartmak için kullanan tipler işte. Şimdi çook gelişti o durum, hem iyi hem kötü yönde.MIRC 2000'li yılların başında kullanılmaya başlanmış. O zamanın avantajı daha az cesaretti sanırım. Numara vermeye, almaya bile korkardı insanlar.Numara değişikliği de büyük hamleydi,değiştiremezdik ;) Çok uzun sürmedi Allahtan o keşmekeşlik. Ulu orta, saçma bir uygulamaydı ama zamanında o vardı işte :D

     Tinder'ı kullanmadan önce  araştırdım. Yurtdışında ''FUCKBUDDY'' yöntemiyle kullanıldığını öğrendim .Saçma geldi. GPS'ten sana en yakın en beğendiğin adamla buluşup sadece sevişmek için bir site kurulması ve daha saçması ülkemizde de bu yöntemin tutacağına inanılması. Velhasıl kelam uygulamayı,''Türk kızları olarak Tinder'a dantel sermeye geldik'' sloganıyla.'' Tutmaz bu iş, diyerek '' bir merakla indirdim.

    Durum şu, kişilerin resmini,otobiyografisini ve yakınlık derecesini (GPS) görebiliyorsunuz, Tinder bunun dışında hiçbir kişisel bilgiyi vermiyor. Ben ismim Mahinur olduğu için çok zorlanıyorum. Facebookta aratıldığımda kolayca bulunabiliyormuşum..Diğer kutusu Tinder'da LİKE'lamadığım adamlarla dolu. Bende muhtemelen ismimi ''Merve'' olarak değiştirme yoluna gideceğim :) Malum 90'ların yarısı Merve ;) Durum şu, resmi sağa çekersen partneri beğenmiş, sola çekersen beğenmemiş sayılıyorsun. Sola çekipte pişman olursanız Vay halinize, bir daha rastlaşma ihtimaliniz biraz zor. Beğendiğiniz adam sizi like'lamamışsa herhangi bir iletişime giremiyorsunuz. İşin güzel yanı da o sizi LİKE'lamadan sizden kendisine bir bildirim gitmiyor dolayısıyla sizi beğenen arkadaşlardan da size mesaj &bildirim gelmiyor. İki tarafta birbirini beğenmeden tanışma ihtimalleri yok ve beni cezbeden de bu özellikti. Tinder bu özelliğiyle birçok arkadaşlık sitesine fark atar bence !

    Tinder'ı 5aydır falan kullanıyorum. 50 tane adamla konuşmuş, 11 tanesiyle buluşmuş, 3 tanesinde de aklım kalmış olabilir.Bu üç adamın ikisini yüzyüze görmedim.Ha iki tanesiyle de kıyak arkadaş olduk. Hatta biri blogda karikatürleri çizen karizmatik arkadaştır. 10 numara insandır. Yani ille de boyfriend-girlfriend bulmak zorunda değilsiniz. Bir süre sonra bu siteyi kullandığım için yakın çevremden küçük eleştiriler aldım. Senin gibi sosyal bir insan (diğer övgüleri saymıyorum) neden internetten arkadaşlık kurmaya inanır gibi laflar ettiler. Aslında çok basit, eminim kullanıcı arkadaşların birçoğuna da aynı soruyu soruyorlar.İçerideki adamlar günlük hayatımızda aynı yerden kahve içtiğimiz,aynı yerlere gittiğimiz, aynı iktidara küfrettiğimiz adamlar belki de aynı duyguları paylaşmayı aradığımız insanlar. 
    
     Ben niye mi kullanıyorum ! Samimiyetle söyleyeceğim, herhangi bir arayışım yok sadece eğleniyorum hepsi bu. Kaliteli adamlar tanıdım bir o kadar çirkinleri de var elbette.
Tinder'dan tanışıp sevgili olan tanıdıklarımda var.Ben ne niyetle kullanıyorsam, karşıdakine de o gözle bakmaya çalışıyorum. Evet hergün, her yerde kötü şeyler oluyor ama iyi şeyler de oluyor.Bu siteyi kullanırken de aklıma ''How I met your mother ''daki Ted geliyor. Hani sürekli hayatının aşkını arayan, her kız arkadaşını da hayatının aşkı sanan, aramaktan vazgeçtiğinde karşısına çıkan karakter:) Rastlantı güzel şeydir ama siz yine de çabalamanın önemini yabana atmayın ! Aşkı bulun, her nerdeyse :)

    Ama bu uygulamaların bizden aldığı şey şu ! BAĞLANMAK. Her zaman daha iyisini LİKE'larmıyım hissi ?Adamla ilerliyorsun, buluşuyorsun, seni eve bırakıyor,elini tutuyor.Eve gidip hemen kontrol ediyorsun ki, seni bırakır bırakmaz ''Tinder''da aktif. Çaktırmıyorsun,buluşma kötü mü geçti onu çözmeye çalışıyorsun. Yooo adam bir dahaki buluşmanın planını yapıveriyor. Hal böyle olunca veryansın başlıyor.Hani karakterler böyle ''herşeyi isteyen aslında hiçbirşey istemeyen''. Bir diğer adama diyorum'' Oğlum bak kit, sen elde avuçta durmazsın,başedemem senle'' -''Biz gerektiğinde gönlümüzü açmasını da biliriz''diyor. Bilemez yani, ihtimal yok. Tamamen fırlama !Mamafih Kimsenin birbirine tahammülü, saygısı olmuyor. Dediğim gibi ''Yenisini LİKE'lıyor''.Bir arkadaşımının sıkıntısı da şu, kızlarla buluşuyor ama aklı daha önce uygulama üzerinde konuştuğu ama buluşamadığı o diğer kızda kalıyor. Böylelikle İzdivaç programlarında kimseyi beğenmeyen Kezbanlarla yarışıyoruz hepimiz. ''EGOSİSTEM'' İnsanlar değerli, sizi de değerli kılan karşınızdakini değerli görmek. Ömrümüzün sonuna denk genç kalmayacağız,yaşamayacağız.Size yapılmasını istemediğiniz şeyleri karşı cinse yapmayın. Paranız, güzelliğiniz, karizmanız, herşeyiniz yerinde olabilir ama önce ''Karakter'' lütfen !


                                                                "Bir insana bir insan herhalde yeterdi."

                                                                 - Sabahattin Ali






6 Mart 2015 Cuma

2

hem ÖZGÜR & hem TUTSAK


Bu kadını tanıdığımda blog yazma fikrim yoktu ama kendi kendime ''bu olayı duyuracağım'' dedim.
Kadın olmanın zorluğunun daha çok konuşulduğu bu zamanda 'hazır yeri gelmişken' dercesine yazmak nasip oldu. Çokta iyi oldu.Bu kez beter bir kocayı, kadına kadının da erkekten beter kötülük yaptığını kulaklarımla duydum,klavyemle dillendireceğim. Ha şimdi bekarım falan ya, belki bunu anlatmamı bile ayıplayacaklar. Sizin ayıpladığınız şeyleri bu kadınlar yaşıyor. Umrumda değilsiniz.



  Tutuklu kalmıştı besbelli. Acı çekiyordu. Tutukluluk her zaman duvarlara bakarak olmaz bazen gökyüzüne bakarakta tutuklusundur.Tutukluluğun bu türlüsü daha yakıcıdır. ÖZGÜR & TUTSAK. Bu kadınla bir iş seyahati esnasında çok tesadüfi tanıştık. Otogardan aldılar beni, arabaya bindim, yanyana oturuyorduk selam verdi. Kafasını cama yasladı. Dertliydi belli, hem çook dertli.Eliyle eşarbını açmak istercesine kesik kesik nefesler aldığında anladım bunu. Uykusuzluğumun verdiği mallıkla onu böyle cesurca izleyebildim. Bizi seminere götürecek, aynı zamanda arabayı kullanan kişi iner inmez hıçkırarak ağlamaya başladı. Korktum çok. İlk kez gördüğüm insanlar sonuçta.Benim de mi ağlamam lazımdı ki ? ''Neyin ortasındayım ulan'' dedim.Toparlandım.Sırtını sıvazlayıp, n'olduğunu sordum.-Ailemin yanında dahi ağlamayı bırak, gık diyemedim. Sanırım seni bir daha görmeyeceğim, anlatsam, ağlasam dinlermisin ? dedi. Film gibi. Orada yapacağım daha parlak bir iş olmadığından, bir işe yarayım  diye düşündüm, elini sıktım 'Elbette'' dedim.


 Peşinden aylarca koşturduğu, sonradan da çok sevdiği adamla evlenme kararı almışlar. Esas erkeğimiz yalnızca buraya kadar ADam! ama. Esas erkeğin ailesi de kızımızı çok sevmiş, erkekoğullarına! münasip bulmuşlar.Anlayacağınız hemen kabullenmişler, gelinleri ne isterse almışlar, yapmışlar.Evlenmişler , anlı-şanlı hemde.Buraya kadar olan herşey evlenmek isteyecek bir kadının başına gelecek en iyi sekilde seyrediyor. Velhasıl düğün gecesi kızcağızın hayatı aksi yönde birkaç tur devir ediyor.İlk gece bizim kız, esas erkeğe kadın olamıyor. Çok anlayışlı çıkmış, zorlamamış kızcağızı. Günler, 3-5-7 derken geçiyor ve o iş hala olmuyor.Esas erkek hararet yapmaya, kızı suçlamaya aşağılamaya başlıyor.Zorla hastaneye gidiyorlar ki ''Vajinismus''
Kızın hastalığını kabul edemeyen esas erkek, aşkı, namusu, insanlığı yitirip tedaviyi reddediyor. Bi'düşün. Kadının alacağı tedaviyi reddetmek !!! Akıl hala ''Ne saklıyorsun, beni istemiyor musun'larda'' Tabii ''işgüzarlar ve herşeyi bilenler'' topluluğu anında iş başına geçiyor.Edepsizce baskı yapmaya başlıyorlar. Kayınbaba geliniyle yatak odasına girip, yatağı işaret edip '' Bu gece bu iş olacak''deyip tokat atıyor falan, öyle yüksek uçuyorlar.Kayınvalide, kızın ailesine gidip ''hasta kızınızı bize kakaladınız''diyecek kadar hastalığa hakim değil.Aile önceden bir deneyim yaşattırsaydı değil mi canım! Kontrol ettirseydi değil mi ya ! Görümce dersen, kocasıyla yaşadığı mükemmel seks hayatını güya örnekleyip, kızı iğneliyor. Yani anlayacağın, kıza tedavi ol deyip, şu süreci atlatmaya yardımcı kimsesi olmamış Azizim ! Bu arada esas erkek mühendis, onu bi diyim. Bir akşam kızcağız özenle iyi şeyler olsun şeklinde bir sofra hazırlamış,Esas erkek masayı görür görmez herşeyi alaşağı etmiş. Sinir harbiyle, kızın kolundan tutup ''Şimdi karım olmayacaksan, yürü git babanın evine'' diyerek iteklemiş. Kız yalvarmaya başlamış ''Seni çok seviyorum, yardımcı ol, tedaviye gidelim, benim kocamsın seni istemez olur muyum'' diyerek. Şu lafların bile üzerine hala kolundan sürükleyip kapıya götürmüş ama zınk diye geri çevirmiş.Ölüsü çıkar, mantığı hakim tabi.Kızın kafasını sertçe kapıya vurmuş, kız sendeleyip düşmüş. Oracıkta ırzına geçmiş.İşi bitince de ''Bak oluyormuş demekki, hastalık falan yok'' demiş Alçak herif. Kızcağız korkudan ne yapacağını bilmez halde sabahı sabah etmiş tabi. Kocası yatıp fosur fosur uyumuş.Sabah olunca koca işe, kız hemen ardında baba evine .Sonrası davalık tabi. Ayrılık ! Esas erkek manevi tazminat davaları falan sürüklemiş bizim kızı, bayağı hırpalamış.Boşanma sonrasında ''Gel çocuk yapalım,ailem seni kabul eder''tacizlerine başlamış. (Kabul edilmek) Ulan o anan seni doğuracağına taş doğursaydı, hiç olmazsa yaprak sarma falan yapınca üstüne kapatırlardı, ağırlık falan yapardın yahut fındık kırarlardı. Olmadı kapının önüne koyarlardı kapı kapanmasın diye, ağırlık ederdin, yine senden iyidi bee :@ Gerçi seni yetiştiremeyen o ana-baba ya neyse !

Bunların hepsini bir solukta anlatamadı mamafih. Gözlerinden kesintisiz akan yaşlar silindi,anlatırken sürekli af dilendi. Birkaç yerde küfür etmek dışında pek birşey söyleyemedim, ne denir ki zaten. Hem zaten dinlememi istedi benden.Hiç birşekilde birbirimizle irtibat kurabileceğimiz telefon, mail, feysbuk edinmedik. Zaten fazla utangaçtı, beni ikinci kez görse konuşamazdı bile.

Bu bir kadının hayallerinin, hedeflerinin yok oluşunun,cehaletin ,boynu bükük birini daha tanıyışımın hikayesiydi. Bazı yaralar, işte böyle baskıcı yerlerde daha şiddetli yaşanıyor. Derin acılar, daha sittin sene iyileşmez kadınlar. iyileşsin diye merhem de sunulmuyor zaten. Kadın ya bu, arsız. Sarıldım. Her yanı diken dikendi sanki,kirpi misali. Yürekten bir ''Hoşçakal, kendine iyi bak'' dedim.
                                                                               
                                                                             BİTTİ diyor, HASTA ANAMA BAKARIM ARTIK                                                                                                                                      Yalnızca hikayesini bildiğim ismini dahi unuttuğum kadına .

23 Şubat 2015 Pazartesi

5

Bruno Banani









       Bu kokuyla ilk 13 yaşımda, Almanyadan  teyzemin hediye getirmesiyle tanıştım.

Kokusuna aşık oldum, şişelerini hala saklarım atmaya kıyamam.11 sene önce gelen şişenin kapağını kaybetmeme rağmen şişe hala parfüm kokar. Öyle kalıcı ;)


''Not for everybody" sloganını kullanan marka bu iddaalı yönüyle zaten hitap etmeyi biliyor,kitleyi baştan cezbediyor.Parfümün ana kokuları, portakal, sarmaşık ve su zambaklarından oluşmakta.İçinde frezya da varmış. En sevdiğim kesme çiçeklerden olduğu için parfümün beni çeken yanının frezyalar olduğunu sanıyorum.Bruno Banani resmi sitesinde Şeftali, vanilya ve odunsu kokularının olduğundanda bahsetmiş.Deo'su, vücut losyonu,duş jeli var.



Yeni seri olarak''Absolute Woman 'diye Benim şişenin yavruağzını çıkardı. Birde Greyfurt ve Amber kokuluymuş, meraktan deliriciim . BMade for Women sloganıyla çıkardığı parfümü kesinlikle denemeyin. Duyduğum en berbat kokular arasında''Black List''te direk .Gül suyu sürün gez daha iyi, malesef o kadar eziyorum.




Almanyada 20 ml boyu €9.99 , 50 ml boyu €24.99 'dur.

20 ml Türkiye satış fiyatı 60.00 TL. Ayrıyetten bulunmuyor bile.
Kozmetik satışında malum oldukça pahalıyız. 



Almanyadan gelen akrabalardan mutlaka,ısrarla isteyin.Bırakın çikolatayı falan. Bruno Banani'yi tadın.

                                                                                                    Mis Kalın ...