4 Nisan 2016 Pazartesi

0

İpana Luxe Perfection Beyazlatıcı Diş Macunu yorumlarım

Doğru makyaj, dolgun kirpikler, bakımlı bir cilt, hacimli saçlar… En önemlisi de beyaz dişlerle sağlıklı, güzel bir gülümseme! Bu yüzden diş bakımına ve beyaz olmasına oldukça özen gösteriyorum. Sürekli yeni ürünleri deneyimlemeyi de seviyorum. Burada raflarda gözüme çarpan ve Amerika’nın en büyük diş macunu markası olan Crest aslında Procter and Gamble’ın Türkiye’de sunduğu İpana markasıyla tamamen aynı içeriklere sahipmiş. Dünyada ilk defa beyazlatıcı bantları üreten bir marka olduğu için 3 boyutlu Beyazlık ailesi oldukça ilgimi çekti. Son zamanlarda market alışverişine gittiğim her mağazada ve televizyonlarda sıklıkla İpana’nın yeni ürünü olan Perfection’a denk gelince ve özellikle 3 günde %100’e kadar lekesiz iddasını duyunca denemek istedim ve hemen aldım.
İpana’nın en hızlı ve en güçlü beyazlatıcı diş macunu ünvanına sahip bu diş macunu ile deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Diş hekimimin de daha beyaz bir diş için önerdiği İpana 3D White Perfection ile güvenle, bembeyaz gülebiliyorum.
Perfection diş macunu 3 Boyutlu Beyazlık ailesinin en ileri ve etkili beyazlatıcı diş macunu teknolojisini içeriyor. Böylece diş minesine zarar vermeden sadece 3 günde diş yüzeyindeki lekeleri %100’e kadar etkin biçimde çıkarıp ve bembeyaz bir gülümsemeye sahip olmamızı sağlıyor.
Performansına gerçekten çok şaşırdım. Etkisi inanılmaz! İlk kullanımdan itibaren bile diş yüzeyindeki lekeleri çıkarma etkisini farkediyorsunuz. Keskin nane tadıyla ferahlığı sağlıyor, böylece uzun süre ferah bir nefese de sahip oluyorsunuz. Beyazlatma etkisi bu kadar iyiyken diş mineme hiç bir zarar vermediğini bilmek de çok güzel.
Procter and Gamble’ın tüm dünyada pazara sunduğu en gelişmiş beyazlatıcı diş macunu olan 3 Boyutlu Beyazlık Luxe Perfection İpana ile Türkiye’de de raflarda yerini aldı. Denediğinizde bana hak vereceksiniz:) Kullanmadan kesinlikle inanmazdım, deneyince etkisini gördüm ve mükemmel sonuç aldım.
Tam bir bakım sağlamak için aynı ailenin Oral-B 3D White Luxe ağız bakım suyunu da kullanıyorum. O da diş macunu ve fırçasının ulaşamadığı alanlardaki lekeleri bile çıkararak uzun süre, keskin bir ferahlık sağlıyor.
Unutmadan küçük bir not ekleyeyim; P&G ve İpana ürün performansına o kadar güveniyor ki, memnun kalmazsanız paranızın 2 katını iade ediyor. Bu nedenle beyazlatıcı etkisini kendiniz de görün diye bence gerçekten denemeniz gereken bir ürün.
Ürünü satın almak isterseniz tıklayınız!
P.S. Bana bu bilgiler yetmedi, ağız ve diş sağlığı üzerine daha çok şey merak ediyorum diyenleri aşağıdaki siteye alalım. 
http://www.agizbakimuzmani.com/
#ipanaperfection  #gülüşünügöster
İçerik Kaynak: http://kokoshgirl.com/
Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=B7MDJzarokU

Bir boomads advertorial içeriğidir.

14 Mart 2016 Pazartesi

2

Ölüler Ülkesinin Başkanı ( Ya Başkanlık, Ya Kaos )

Geceden yağmur başladı.
Yangınımızı söndürmek için zaar.
Eğer gerçekten yangını söndürmek için yağdırdıysa yaratıcı.
Efsane bir vazgeçiş bu yarattığından. 

Sabah yağmurdan korunmak için şemsiye almadım yanıma, utandım...
Açık açık ıslanmamaktan utandım. Göğe baktım.
Bir kez daha ya ıslanırız, ya ıslanmayız bu yağmurda.

Patlamadan sonra sırt üstü uzandıklarında üzerlerine yağan cam parçalarından, 
Seriliverdikleri betonda koskoca açtıkları gözlerinin içine giren her maddeden korunamamalarından utandım.Çünkü o gözler yaşadığını görmek istiyordu, yardım elini, yanındakıninin elini, hayal olduğunu .. O yüzden sonuna kadar açık ve belki kapanmamıştı. Üzerlerine yağmur yağdıkça, ağırlaşacak olan toprak dışında yağmur suyunu bir daha hissedemeyecek olmalarından da utandım. Bir de yağmurda evlatlarını defnedecek annelerin hiçbir şemsiye, hiçbir çatı altına sığamayacak olmasından utandım.

Peki sorumlular,
Onlar utanacak mı ?
Örgüt ?
Nemalanmaya çalışan muhalefet ?

Onlar rahat olmayacaklar mezarlarında.
Çünkü yarım kaldılar. 
Bizde rahat olmayacağız.
Hep diken üstü, Hep isyanda.

Onlar bir önceki patlamaların hesabını sora sora öldü,
Bizler de susmayacağız.
Terörle yaşamaya alışmayacağız.
Alışmamızı söyledikleri tablo sekiz ayda 1000den fazla insan.
Alışmayalım.

Burası Ankara.
Çok şiirler, şarkılar yazdırmaz, evet. Asla romantik değil.
Ama şu saatten sonra marşlar, şarkılarda yazdırmasın n'olur.
Bu şehir insanı manzarasıyla melankoliye pek itmediğinden.
İnsanlara tutunur hale getirir. İnsanı sevdirir. Deniz yok, mecbur seversin.
Dostluklarımız sağlam ve sıkıdır.
Yürürsünüz dostlarınızla.
Önce Ulus,
Sıhhıye, ordan GüvenPark.
Simit yersiniz.
Hızınızı alamayıp Tunus'a Tunalı'ya geçersiniz.
Evet sokakları hayal kurdurmaz ama güzel hatıralar bırakır.
İnsanlarıyla, caddeleriyle.

BırakırDı.
Biz artık Ulustan, Güvenpark'a yürüyemeyeceğiz usul usul.
Gama'nın,  YKM'nin önünde de bekleyemeyeceğiz.
Durup öğrencilik anılarımıza artık gülemeyeceğiz.
Hatıralar silinecek.
Güzel anılardan daha şiddetli gerçekler var orada.
Çünkü orası kan kokuyor, geçmeyecek o koku.
Geçmiyorda.
Gar'daki gibi..
Hep kokacak.

O güzelim sokaklar artık,
''Oraya gitme bomba patlayacakmışla'' anılıyor.
Evden işe - İşten eve gitmek bile zorlaştı. 
Sürekli ihbar varmış deniyor..
Cıvıl cıvıl kahkalar, endişeli yüzlere bıraktı yerini.
Kalabalıklar seyrekleşti.
Bi görseydiniz sabahın o saatinde dersaneye giden öğrencileri.

Artık ses yok, metronun fren sesiyle irkiliyoruz. 
Otobüsün durağa hızla yanaşmasıyla.
Yavaşlayan arabalarla, çanta taşıyan insanlarla..

Yüreğimiz hep ağrımızda.
Burası Korku Cumhuriyeti.
Hatta o cumhuriyetin başkenti.

Belki sokaklarda da müzik duymayız.
Çalsa da duymayız.
Zira kulakları patlamalarda sağır,
Gözler körden öte,
Dillerimiz lal artık.

Artık evden çıkıp eve dönmek bir sınav geçmek gibi.
Üç patlamadır, dakikalarca telefon görüşmesi yaptım.
İyiyim değil, yaşıyorum diyorum. İyi değilim, doğru söylüyorum.
Bir yerlerde parçalanmam oldukça muhtemel.
Güvende değiliz, sorumlusunu biliyoruz.
Aslında daha erken.
Her ölüm erken ölüm.
Yapacak çok iş,
Gezilecek çok yer,
Gidilecek davetler,
Tanışılacak insanlar,
Sevilecek güzel adamlar
Sövülecek bir iktidar var.

Ve eğer birgün bende serilirsem o soğuk, gri Ankara kaldırımlarına
Önce arayıpta ulaşamaz, sonra resimlerimi görürseniz, 
Bir yanda gülen yanım, bir yanda soğumak istemeyen bedenim.
Bilin ki, geride çok şey var, 
Bilin ki herkes tehlikede,
Bilin ki doyamadan gitmişim.
Bilin ki şehit falan değilim.
Sadece ölüyüm.
Sadece.



1 Mart 2016 Salı

0

Kadınlar, Erkekler ve Çiçekler ( Bir 14 Şubat Realizmi )

Hali hazırda, bir 14 Şubatı daha geride bırakmışken
Değinmek istediğim hususlar var.
Belki çoğunuz Sevgililer Gününün 
Ne sebepten çıktığını bilmeden,
Eşlerinizle, nişanlılarınızla ve sevgililerinizle beraberdiniz,
Ve bu sevginin sıkıştırıldığı günü 
Olanca israflılığıyla şıkıdım şıkıdım kutladınız.

Okurken 
''İsraf olur mu yahu, senede birgün yemeğe çıkartılıp
Bir buket gül alıyoruz, çok mu '
dediniz ya. Aha şimdi boku yediniz.

Ben size gelen o bir buket gülü tasarlayan kişiyim.
Tek işim buda değil haa.
Sevgisini çiçekle, çiçeğin adetiyle göstermesini beklediğiniz O adamlar varya, o adamlaaar.
Hepsi siz dır dır etmeyin diye, binbir pazarlıkla ve Sıkıntıyla alıyorlar o çiçeği.
Not ister misiniz , diye sorduğumda.
Yav sen yazıver işte, sende vardır güzel şeyler, diyorlar.
Tabi sen saf daa, çiçeği görünce yelkenler fora, notu okuyunca nakavt.
Sanki o notun o adamdan çıkmayacağını bilmiyormuş gibi, kendini kandırası.
Niye böylesiniz ?


Ah canım benim.
Hele bir de kutuda gül diye bir şey var ki, resmen Al Sus çiçeği.
Ben adını öyle koydum.

Gerekli mücevherleri aldırdın, Iphone 6S Plus'ta tamam.
Ama yine de çiçek istiyorsun değil mi ?
Evet, haklısın.
Çünkü çiçek başka.
Çünkü çiçeği mutlu insanlar alır.
Çünkü çiçek alan adam başkadır. 
Hele ki elinde sana kadar taşıyan adam.
Ona zaten sarıl, hiç bırakma.
Ama çiçek '' Ben çiçek istiyorum, al''
Hediyesi değildir.
İçten gelmelidir. 
Adamlarınız böyle adamlar değilse Zorlamayın.
Çiçeği yaptırıp, poşete koy diyorlar be, poşete.
Bin türlü olmazlarla zorla çıkarıyorum Kapıdan.
Utanıyor çiçek taşımaktan.
Erkek adam çiçek taşımaz.
İşte bu sebeplerden, ansızın elinde çiçekle karşınıza dikilen 
Adamları sevin. Adam çiçek dükkanına girip,
Benim sevdiceğim şu çiçeği sever, bu renk olsun,
Nota gerek yok ben kulağına fısıldarım.
Demiyorsa, Kurutup, kaynatın, için o bitkiyi.
İşe yarasın.

Eveeet..
Size al sus çiçeği alan adamlara, para sayacakları hediyeler aldırın.
Madem size gelecek hediyeye kendiniz karar veriyorsunuz.
Çiçek neymiş, solup gidecek. 
Louboution, I phone, Tektaş, Beştaş.
Ne kadar pahalı hediye alırsa sizi o kadar seviyordur ya, aldırın.
Paylaşın sosyal medyada,Kocişkomlu, Aşkitomlu teşekkür mesajı herkes görsün.
Taşlarınızın karatlarını çarpıştırın.
Hem size ince düşünüp bir buket çiçek Almıyorsa, o ayağa o Louboution girecek,
O kadar.

Ulan bunları zaten alabilirsiniz, 
İhtiyaç doğrultusunda.
(Ne var insanın lükse de ihtiyacı var sonuçta.)
Ama size çiçek alan adamları bulamayacaksınız,
Ve size bunlar müstehak olacak.

Sevgi birgün değil, hergündür.
Günü olmaz, süresi olmaz, paha biçilmez.

Erkekler lütfen çiçek almayı öğrenin,
Hiç nedensiz alın. 
Kadınlar da evlerine bir iki dal çiçek almayı 
Adet edinsin. 10 günde bir soluyor. Deneyin.
Erkekler gördükçe, benimseyecek.
Sevdiğinizi anlayacak. Onlar da alışacak.
Sürekli çiçek görmek içinizi ferahlattığı gibi, 
Sizi mutlu da edecek.
Erkeklerden beklemeyin.
Kendinize yapacağınız en kıyak şey,
Betonlaşmaya rağmen çiçeklenmek.

Bunları kendinize yapmadan 
Başkalarından beklemeyin
Önce kendinizi sevin, 
Değer verin, 
Şımartın.
Küçük şeylerle mutlu olabilin.
Sonra Sevgililer Günü deyin.
Sevmekten bahsedin.
Hatta demezsiniz bile,Hergün sevginin günü.

Ama
Sevgiler öbür türlü artık de'mi ?
Pardon ben anlamıyorum.
Ve çok şükür hiç bir zaman anlamayacağım.

Çiçekleri sevin.
Sevgiyle kalın.
Ancak o zaman
Kurtarılabilirsiniz .

18 Şubat 2016 Perşembe

0

Ölenler ve Kalanlar ve Savaşlar

İyi değiliz, güvende asla olmayacağız.
Ölmemek mi güvende olmak ?
Dikkatli olmak mı ?
Nasıl olunduğunu bileniniz var mı ?
Ankara sessiz, ölüm sessizliği bu.

Ben, bunca insan Cizrede olanlara nasıl bu kadar kayıtsız olur, diye hayıflanadurayım,
Dün yanı başımızdaki bombalı saldırı sonrası Galatasaray maçı şakır şakır konuşulsun.
Elbette haddimi bilirim, elbette herkes siyasetle ilgilenmek zorunda değil.

Ben sadece Cizrede olanlar uzaklıktan görülmez sanırken,
Burnumuzun ucu dahi, burnumuza değene kadar hiçbir etki etmiyor.
Biz de bir gün, bir yerde patlatılmazsak, üzüntümüzden öleceğiz.

Lanetlediniz değil mi yine ?
Kınadınız.
Bu ülkede yaşamak istemediniz.
Alıştınız,
En acısı da alıştınız.

Tertemiz yapılan Cizre'ye sevinenler,
Ankarayı yokuşları dümdüz edene dek mesken edinenler
Durdurun, yeter.
Lanetlemekle değil, kınamakla hiç değil.
Hepimiz ''Bu ülkedeki akacak bir damla kanı bile,
Pahası ne olursa olsun artık durdurun'' dersek bitecek bu katliamlar.

Bu iktidar rüzgar ektikçe, fırtınayı biz, halklar biçeceğiz.
Patlamaların ardı arkası kesilmiyor,
Belki de umutlar artık karanlık fakat
Daha karanlık bir şey varsa o da iktidar ve oyunları.
Görün artık.

Birileri gelip Ankaranın en merkezi, en korunaklı yerinde bomba patlatıyor.
Yetkililer kapalı kapılar ardından büyükleri bir şey demeden ''budur vatandaş, bu iş'' diyemiyor.
Çünkü herkesin bir işi yok, tüm işler birine bağlı.
Reis-i Cumhur'un sabrı bir yerlerde taşıyor ama
Bir yandan Galatasarayın da maçı var tabi.
Yine güvenlik zaafiyeti yok ama ölümler bitmiyor.
Güvenilir olmayan ülke değil, insanları çünkü.
Başbakan Ypg yapmış diyor, Ypg tabiki üstlenmiyor.
Birileri hep ölüyor, çocuklar kimsesiz, analar ağlamakta.

Diyarbakırdan da patlama haberleri var.
Onu şimdilik görmüyoruz.
O bir dursun.

Kişi sayısı veriliyor.
Ama öyle alelade.
Biz de öyle duyuyoruz haberlerde,
Ama hepsinin bir hayatı var.
İnancı, ailesi, geleceği var.
Vardı,
Siz haberlere çıkıp alelade bir rakam gibi söyleyene kadar.

Yav bu Mit ne iş yapar ?
Kim bu işin sorumlusu ?
Ankarayı koruyacak güçler, doğuda temizlik yaparken,
Burada yaşatılanların hesabını kim verecek.
Niye bir tane istifa, hakiki bir açıklama yok.
Alın bu işi bununla konuşun denmiyor.
Bu ülke kimi korur, bunca insan nasıl bu kadar kolay harcanıyor ?
Benim aklım yetmiyor, havsalam almıyor.
Ama Başkanlık yoksa Kaos mu var ?
Evet uygulanan bu.

Haaa ama duur, birilerinin sabrı taşıyor.
Koltuklar sarsılıyor.
Makamlar ballanıyor.

Bildiğim ve sonuna kadar direneceğim şey şudur ki;
Her insanın hayatı önemli ve bu ülkenin insanları ölmeyi hak et mi yor.

Bugün, yarın yine ölülerimizi gömeceğiz.
Sonrası yine ölüm, yine gözyaşı.,
Bitiremiyoruz.

Unutmayacağız.
Ne iktidar hırsınızı,
Ne savaş tutkunuzu,
Ne gözü yaşlı tabuta sarılan tek bir insanı.
Ve alışmayacağız bize dayattıklarınıza.
Dünya Barışı diyeceğiz.

Güzel günler göreceğiz.
Güneşli günler.







26 Ocak 2016 Salı

0

Da Vinci's Demons ( Dizi Önerisi)

Ben yabancı dizileri kardeşimin zevkine göre izliyorum. Benim zevkimi biliyor.
Sezon sezon bitiriyor ''Başla'' diyor. Bende ''Konu ne '' demiyorum. Direk Start.

Aslında tür macera olduğunda çok seçici olsamda, dizideki her şeyi kusursuz buldum.

Mekan, kurgu, kıyafetler, kadınlar, adamlar, senaryo, çekimler. Her Şey.

Da Vinci'nin sadece tabloları ile değil, 
Yaşamının da bir sır olduğunu düşünenler için bu dizi,
Hem ''Da Vinci olsa olsa böyle bir adamdır''deyip kurulmaya
hem de Leonardo Da Vinci'yi daha da merak etmeye itiyor. 
Uyurken ya da uyanıkken ki görüleri sayesinde 
Da Vinci ve arkadaşlarının, ayrıyetten Papa'nın yeğeni Kont Riario' nun 
Yaprak kitabının izi sürmesini konu alan dizi, 
Düşmeyen sürükleyiciliğiyle, seyircisini her bölümü ard arda izlemeye çekiyor.



Bu arada diziyi izledikçe Kont Riario karakterini canlandıran Blake Ritson'a da derin bir hayranlık duydum. Hayırlı olsun. O yakışıklılık, o zeki tavırlar, istediği her şeyi başaracak bir erkeğin vücut bulmuş hali resmen. Canım benim. Lütfen burdan sesimi duysun :)
Paravan kalksın ve çay içelim lütfen.



Bizlerce çok izlenmesinin en büyük nedeni bence bu keşiflerin ve

Yaprak Kitabının Osmanlı Devletine bir şekilde bağlanması,
Dizi tavsiyeleri ''Dizi de Osmanlı Devletide yer alıyor'' gibi gelişse de
Dizi her yönüyle övgüyü hakediyor.  Bağlayıcı unsur fazla.
Hemen işi gücü bitirip seyre durun.


                                                                 


                                                       İyi Seyirler
                                                     

                                                      SEVGİLER

12 Ocak 2016 Salı

0

Beyaz Ak'lanınca ..

Beni bilenler bilir Beyaz'ı izlemem, mizahını sevmem. Ben
Gece yarısı yayın yapan bu Show adamlarının biraz daha protest
Olmasından yanayım ama o gece gelişi güzel bir şekilde kumanda 
BeyazShow'da durdu ve Ayşe öğretmen yayına bağlandı. 
( Öğretmen ya da değil hiç umrumda değil )

Ülkenin doğusunda yaşananların farkında mısınız? 

Burada yaşananlar medyada çok farklı aktarılıyor. 
Sessiz kalmayın. İnsan olarak biraz daha hassasiyetle yaklaşın. 
Görün, duyun ve artık bize el verin. Yazık ! 
İnsanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın.
(Umrumda olan ne dediği )

Beyazıt'ın bu konuşmalara verdiği yanıtlar beni çok şaşırtmıştı açıkçası.

Telefonu elbette ki kesemezdi. En azından bunu yapmasındı zaten.
Telefonu kapatır kapatmaz kaldığı yerden devam etmeye çalışsa da 
Onu birkaç iyi dilekte bulunmaya iten vicdanı mıydı, yoksa o an 
Canlı yayında oluşunun verdiği bir davranış mıydı, arada kalmıştım ?
Bir yandan kendisinden ummadığım derecede bilinçli konuşuyor, 
Bir yandan da tedirgin olduğu bir şeyler var gibiydi.
Ama gerekçesi n'olursa olsun Beyazıt'ın Barış dilemesine şaşırmıştım işte.
Hatta gerçek hayattaki görüşünün de Milliyetçilik olduğuna inandığımız Memati
Yani Gürkan Uygun'da Ayşe Öğretmeni alkışladı. Konuşmada yanlış yok.

Ertesi gün sosyal medya ikiye bölündü.
Bir kısım hemen Beyazıt'ı Kahraman ilan etmiş, diğer kısımda terör yanlısı ..

Oysa ki kahraman ilan edileceği hiçbir laf söylemedi. 
Yayın yasağının böyle kolay olduğu zamanlarda bir öğretmenin sesini kesmemek 
Kimi gruplarca kahramanlık kabul edildi elbette. Bu sıfat,
Doğuda her an ödenen bedellerle tabi ki mukayese edilemez.
Kahramanlık böyle basit bir iş değil. Beyazıt'ın
Çok geçmeden vicdanen yaptığı bir konuşma olmadığını anladık.
Barışı savunmamakla çok büyük yanlış yaptın Beyazıt Öztürk.

Diğer yandan siyasi görüşünü hiç kimsenin bilmediği apolitik bir adamı 

Kahraman yapmakta, hain yapmakta bu kadar basit olmamalı. Hatta,
Faşizm bu kadar siyasetten uzak birine özür dilettirirken, hemen Yavşak demekte.
Konuşmayın ya, bazen de susabilin.
Önemli değil, bazı konularda da fikriniz olmasın. Eksik kalın.

Anca yaftalıyorsunuz.
Bu adama Hain, terörist dediğiniz de vatanperver olmuyorsunuz.
Kahramansın, yalnız değilsin dediğinizde Barışa katkı sağlamıyorsunuz. .
Yalaka, dönek dediğinizde de siz iyi siyaset yapıyor olmuyorsunuz.

Özel hareket polisi tarafından tehdit edilmesi dışında kim bilir neler işitti ?

Tabi ki savunmuyorum ama herkesin bir çapı var. Bu adam, bu.
Barış savunup, yolundan geri dönmedi. Programda basireti bağlandı ve 
Telefon konuşmasını desteklemek zorunda kaldı.

Beyazıt'ın Canlı Yayında Özür dilemesiyle ilgili hiç yorum yapmayacağım.
Gerçekten hiç kimsenin düşmemesi gereken acı, üzücü bir durumdu. 
Hepimize dayatılan gerçek bu.
Ben gözlerini sürekli kaçırmasından içinde bulunduğu rahatsızlığını görebildim.
Ve ne yazık ki yüzündeki o korku, uygulanan sindirme politikasına nasıl da kucak açıyor.

Bu tür programlar düzenin kültürünü yansıttığı için herkes Beyazıt'a kızgın.
Ama görüyoruz ki, etliye sütlüye karışmamak çare değil.
Bu ülkede etliye sütlüye karışmayanlar da çok kere katledildiler bile.
Beyazıt'a o yayının bedelini elbette ödetecekler. Çünkü geri adım attı.
Oysa ki direnen her zaman kazanır. Soruşturmalar, tehditler, canlı yayına almalar.
Ama unutmayalım ve ona kızmayalım, 
Beyazıttan önce ona bu özürü zorla dileten sistem yamuk.

Ayrıca ''Kurdun dişine kan dey(Ğ)di '' yazılaması yapanlar 
Doğuda o dişi gerçek kana bularken, Batıda Beyazıt gibileri hedef alıp, 
Sindirme politikası izliyorlar ve Beyazıt gibi siniyoruz.
Evet direnmedikçe akan kan hiç durmayacak.

Şimdi Beyaz Ak'lanınca, 
Beyazıt ''Devletimizin yanındayız'' demeden önce, ona vatan haini diyenler 
Kendinize ne tür sorular sordunuz ? Hain miymiş )
Ya da şimdi; En çabuk kirlenen renk beyazdır diyenler, iki gün önce kahraman ilan etmiştiniz.
Sizler bu geri adımla ne durumdasınız ?  Kahraman değil miymiş ?
En çok üzüldüğüm konu şu;
Bu ülkede kahramanlıkta, hainlikte bir anlık.
Ne olursa bu ön yargılarınız yıkılır ? Bunu samimiyetle çözebilesiniz diliyorum.

Gün gelip bu yasaklar konuşulduğunda, barış geldiğinde Beyazıt Öztürk'e de rol düşecek.
Belgeselleri çekilecek, programlarda tavrı konuşulacak. Ne düşünecek acaba ?

Terör Örgütünün silah bırakmasını istiyorum demekle,
Barış istiyorum demek arasındaki farkı bilen varsa beni de bilgilendirebilir mi lütfen ?
Barış kelimesinden ne kadar korkar oldunuz ? 

Yahu lanet gelsin. Doğuda beş ayda 71 çocuk ateşli silahla katledildi.
Ne düşünürseniz düşünün ama artık n'olur,
 ''ÇOCUKLAR ÖLMESİN''









31 Aralık 2015 Perşembe

2

Aklımızla Alay Ediyorlar



20 Aralık pazar günüydü. Aylar önce biletini aldığım EPİCA konserine hazılanıyordum. Bileti bir kitabın arasında koyduğuma emin olduğumdan, önceden kontrol etme ihtiyacı duymadım bile. Bütün kitaplığı yıkmakla kalmayıp, evinde altını üstüne getirdim. Çok canım sıkıldı, verdiğim paraya mı yanayım, adamların seneye gelip gelmeyeceğine mi derken haberlerde ''Dilek Doğan'ın evinde katledilme anı'' haberini yayınladılar. Elimde birkaç kitapla bıraktım kendimi koltuğa, utançla. O insanların derdine bak, bir de benimkine ! Bıraktım aramayı, gitmedim konsere.

Defalarca izledim.
Kapı açılıyor, Bayağı bayağı ev burası.
Eve tek tek giriyorlar. Canlı bomba şüphesiyle Hatice diye birini arıyorlar.
Hatice falan yok.
Ailenin tek isteği ''Galoş giyin,istediğiniz yeri arayın'' oluyor.
Mani olmuyorlar. Alışmışlar, abi bunu videoda söylüyor.
Arama yapıyorlar birileri.
Kamera özenle çekiyor ama yorganın bir ucu kalkıyor.
Dolaplar şöyle üstünden.
Yani üstün körü bir arama bu.
Bana göre aramaya değil, öldürmeye gelinmişti. Fikrim bu.
Abi içeride aileyi sakinleştirmeye çalışırken
Bir yandan da; Ankara 105 kişi öldü,
Canlı bombaya benim evimde değil oradaydı, niye müdahale etmediniz, diyor.

Yine bir galoş muhabbeti ve ardından
İçimizden hissettiğimiz, bize de eş zamanlı sıkılan o silahın sesi.
Anne feryaat figan '' Dileek'' diyor.
Baba birinin suratına patlatıyor yumruğunu.
Abi kapının önüne yığılan Dileğe bakıyor ve ayaklarının üzerinde zıplıyor.
Polisler, abiye kelepçe takmaya çalışıyor. Ambulans yok.

Dışarı çıkarıyorlar Polisleri, ite kalka.
Oğlun bastı tetiğe diyor, muhtemelen katil olan.
Silahıma sahip bir polis değilim, diyor bunu derken. Fikrim bu.
Tetiğe basacak cesareti olan abi, polise değil kardeşine hedef alıyor.
Anne terlik fırlatıyor, eline ne gelirse. Canları gitmiş.
Örgüt evi olmayan bu eve girip bir kızı uykusundan uyandırıp ölüme sürüklüyorlar.
Ailesinin gözü önünde, bir de ailesini suçlayarak.

Oysa haber ilk kez görsel-yazılı medyada, Dilek Doğan'ın canlı bomba olduğunu,
eve giren timcilerle çatışma çıktığını ve Dileğin yaralandığını yaftalamıştı.
Daha sonra da bu görüntüler yayınlandı. Baba Doğan diyor ki,
Polisleri evimizden çıkardık ama kızımızı hastaneye götüremedik,
Polisler tomalarıyla ve kurşunlarıyla izin vermediler, mahalle ablukadaydı, vakit kaybettik.

''Elimizde canlı bombacıların listesi var ama eylem yapmadan onları tutuklayamayız''
Diyen zihniyet, daha önce hiçbir resmi suç kaydı, araması olmayan Dileği öldürüyor.
İşte bu yüzden bizimle alay ediyorlar.
Çok azımız isyana kalkışıyor.
Bu dünyanın adaletsizliğe uyumsuzlaşıyor.
Hepimiz bu pislikle yaşamaya alışıyoruz.
Ama Dilek.

Dilek seviyor,
Doğayı, çocukları, paylaşmayı.
Dilek inanıyor,
Devrime, insana, güzel günlere.
Dilek öğretiyor.
Örgütlü olmayı, direnmeyi, yaşamayı, ölmeyi.

Çok susuyoruz, Yine sessiziz.
Çünkü bizim evlatlarımız değil ölen.
Kardeşimiz, arkadaşımız değil.
Bizi niye öldürmüyorlar, diye soruyorsunuz ya hani.
Seni niye öldürsünler, zaten herkesi sana benzetmek istiyorlar.

Elimizdeki telefonlardan yada ailecek televizyonun karşısında izliyoruz,
Gencecik bir bedenin yerlere serilişini.. 
O uzun saçlı, kara gözlü içimizi ısıtan genç kızın cansız bedeni
Hepimizin içinde koca bir boşluk.

Dilek Doğan muhalif bir şekilde yaşamayı seçip , o yapının içine adapte olup
Ama düzen içinde de bir işte de çalışıp, o gecekondu evde ailesiyle beraber
Yaşamak istemesine rağmen katledildi. 
Dilek Doğan bir hücre evinde değil, ailesiyle doğup büyüdüğü evde katledildi.
Yani Dilek Doğan normalleşmeye çalışırken katledildi.
Yani ben niyetini siyasallaşmak yerine daha ılımlı bir sol düşünce gibi gördüm.

Unutulacağını ve hesap sorulmayacağını sananlar büyük yanılgı içindeler.
Bütün bildiklerinizi unutup, kardeşinizin devlet tarafından yanınızda katledildiğini düşünün.
Düşünemediniz değil mi? Sizin düşünemediğinizi bu insanlar yıllardır yaşıyor.
AMA,

Elbet bir bildiği var bu çocukların..
Kolay değil öyle genç ölmek.

                                                                                  Yaşanılabilir bir dünya dileğimle..
                                                                                             Optimist Baykuş