26 Ocak 2016 Salı

0

Da Vinci's Demons ( Dizi Önerisi)

Ben yabancı dizileri kardeşimin zevkine göre izliyorum. Benim zevkimi biliyor.
Sezon sezon bitiriyor ''Başla'' diyor. Bende ''Konu ne '' demiyorum. Direk Start.

Aslında tür macera olduğunda çok seçici olsamda, dizideki her şeyi kusursuz buldum.

Mekan, kurgu, kıyafetler, kadınlar, adamlar, senaryo, çekimler. Her Şey.

Da Vinci'nin sadece tabloları ile değil, 
Yaşamının da bir sır olduğunu düşünenler için bu dizi,
Hem ''Da Vinci olsa olsa böyle bir adamdır''deyip kurulmaya
hem de Leonardo Da Vinci'yi daha da merak etmeye itiyor. 
Uyurken ya da uyanıkken ki görüleri sayesinde 
Da Vinci ve arkadaşlarının, ayrıyetten Papa'nın yeğeni Kont Riario' nun 
Yaprak kitabının izi sürmesini konu alan dizi, 
Düşmeyen sürükleyiciliğiyle, seyircisini her bölümü ard arda izlemeye çekiyor.



Bu arada diziyi izledikçe Kont Riario karakterini canlandıran Blake Ritson'a da derin bir hayranlık duydum. Hayırlı olsun. O yakışıklılık, o zeki tavırlar, istediği her şeyi başaracak bir erkeğin vücut bulmuş hali resmen. Canım benim. Lütfen burdan sesimi duysun :)
Paravan kalksın ve çay içelim lütfen.



Bizlerce çok izlenmesinin en büyük nedeni bence bu keşiflerin ve

Yaprak Kitabının Osmanlı Devletine bir şekilde bağlanması,
Dizi tavsiyeleri ''Dizi de Osmanlı Devletide yer alıyor'' gibi gelişse de
Dizi her yönüyle övgüyü hakediyor.  Bağlayıcı unsur fazla.
Hemen işi gücü bitirip seyre durun.


                                                                 


                                                       İyi Seyirler
                                                     

                                                      SEVGİLER

12 Ocak 2016 Salı

0

Beyaz Ak'lanınca ..

Beni bilenler bilir Beyaz'ı izlemem, mizahını sevmem. Ben
Gece yarısı yayın yapan bu Show adamlarının biraz daha protest
Olmasından yanayım ama o gece gelişi güzel bir şekilde kumanda 
BeyazShow'da durdu ve Ayşe öğretmen yayına bağlandı. 
( Öğretmen ya da değil hiç umrumda değil )

Ülkenin doğusunda yaşananların farkında mısınız? 

Burada yaşananlar medyada çok farklı aktarılıyor. 
Sessiz kalmayın. İnsan olarak biraz daha hassasiyetle yaklaşın. 
Görün, duyun ve artık bize el verin. Yazık ! 
İnsanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın.
(Umrumda olan ne dediği )

Beyazıt'ın bu konuşmalara verdiği yanıtlar beni çok şaşırtmıştı açıkçası.

Telefonu elbette ki kesemezdi. En azından bunu yapmasındı zaten.
Telefonu kapatır kapatmaz kaldığı yerden devam etmeye çalışsa da 
Onu birkaç iyi dilekte bulunmaya iten vicdanı mıydı, yoksa o an 
Canlı yayında oluşunun verdiği bir davranış mıydı, arada kalmıştım ?
Bir yandan kendisinden ummadığım derecede bilinçli konuşuyor, 
Bir yandan da tedirgin olduğu bir şeyler var gibiydi.
Ama gerekçesi n'olursa olsun Beyazıt'ın Barış dilemesine şaşırmıştım işte.
Hatta gerçek hayattaki görüşünün de Milliyetçilik olduğuna inandığımız Memati
Yani Gürkan Uygun'da Ayşe Öğretmeni alkışladı. Konuşmada yanlış yok.

Ertesi gün sosyal medya ikiye bölündü.
Bir kısım hemen Beyazıt'ı Kahraman ilan etmiş, diğer kısımda terör yanlısı ..

Oysa ki kahraman ilan edileceği hiçbir laf söylemedi. 
Yayın yasağının böyle kolay olduğu zamanlarda bir öğretmenin sesini kesmemek 
Kimi gruplarca kahramanlık kabul edildi elbette. Bu sıfat,
Doğuda her an ödenen bedellerle tabi ki mukayese edilemez.
Kahramanlık böyle basit bir iş değil. Beyazıt'ın
Çok geçmeden vicdanen yaptığı bir konuşma olmadığını anladık.
Barışı savunmamakla çok büyük yanlış yaptın Beyazıt Öztürk.

Diğer yandan siyasi görüşünü hiç kimsenin bilmediği apolitik bir adamı 

Kahraman yapmakta, hain yapmakta bu kadar basit olmamalı. Hatta,
Faşizm bu kadar siyasetten uzak birine özür dilettirirken, hemen Yavşak demekte.
Konuşmayın ya, bazen de susabilin.
Önemli değil, bazı konularda da fikriniz olmasın. Eksik kalın.

Anca yaftalıyorsunuz.
Bu adama Hain, terörist dediğiniz de vatanperver olmuyorsunuz.
Kahramansın, yalnız değilsin dediğinizde Barışa katkı sağlamıyorsunuz. .
Yalaka, dönek dediğinizde de siz iyi siyaset yapıyor olmuyorsunuz.

Özel hareket polisi tarafından tehdit edilmesi dışında kim bilir neler işitti ?

Tabi ki savunmuyorum ama herkesin bir çapı var. Bu adam, bu.
Barış savunup, yolundan geri dönmedi. Programda basireti bağlandı ve 
Telefon konuşmasını desteklemek zorunda kaldı.

Beyazıt'ın Canlı Yayında Özür dilemesiyle ilgili hiç yorum yapmayacağım.
Gerçekten hiç kimsenin düşmemesi gereken acı, üzücü bir durumdu. 
Hepimize dayatılan gerçek bu.
Ben gözlerini sürekli kaçırmasından içinde bulunduğu rahatsızlığını görebildim.
Ve ne yazık ki yüzündeki o korku, uygulanan sindirme politikasına nasıl da kucak açıyor.

Bu tür programlar düzenin kültürünü yansıttığı için herkes Beyazıt'a kızgın.
Ama görüyoruz ki, etliye sütlüye karışmamak çare değil.
Bu ülkede etliye sütlüye karışmayanlar da çok kere katledildiler bile.
Beyazıt'a o yayının bedelini elbette ödetecekler. Çünkü geri adım attı.
Oysa ki direnen her zaman kazanır. Soruşturmalar, tehditler, canlı yayına almalar.
Ama unutmayalım ve ona kızmayalım, 
Beyazıttan önce ona bu özürü zorla dileten sistem yamuk.

Ayrıca ''Kurdun dişine kan dey(Ğ)di '' yazılaması yapanlar 
Doğuda o dişi gerçek kana bularken, Batıda Beyazıt gibileri hedef alıp, 
Sindirme politikası izliyorlar ve Beyazıt gibi siniyoruz.
Evet direnmedikçe akan kan hiç durmayacak.

Şimdi Beyaz Ak'lanınca, 
Beyazıt ''Devletimizin yanındayız'' demeden önce, ona vatan haini diyenler 
Kendinize ne tür sorular sordunuz ? Hain miymiş )
Ya da şimdi; En çabuk kirlenen renk beyazdır diyenler, iki gün önce kahraman ilan etmiştiniz.
Sizler bu geri adımla ne durumdasınız ?  Kahraman değil miymiş ?
En çok üzüldüğüm konu şu;
Bu ülkede kahramanlıkta, hainlikte bir anlık.
Ne olursa bu ön yargılarınız yıkılır ? Bunu samimiyetle çözebilesiniz diliyorum.

Gün gelip bu yasaklar konuşulduğunda, barış geldiğinde Beyazıt Öztürk'e de rol düşecek.
Belgeselleri çekilecek, programlarda tavrı konuşulacak. Ne düşünecek acaba ?

Terör Örgütünün silah bırakmasını istiyorum demekle,
Barış istiyorum demek arasındaki farkı bilen varsa beni de bilgilendirebilir mi lütfen ?
Barış kelimesinden ne kadar korkar oldunuz ? 

Yahu lanet gelsin. Doğuda beş ayda 71 çocuk ateşli silahla katledildi.
Ne düşünürseniz düşünün ama artık n'olur,
 ''ÇOCUKLAR ÖLMESİN''









31 Aralık 2015 Perşembe

2

Aklımızla Alay Ediyorlar



20 Aralık pazar günüydü. Aylar önce biletini aldığım EPİCA konserine hazılanıyordum. Bileti bir kitabın arasında koyduğuma emin olduğumdan, önceden kontrol etme ihtiyacı duymadım bile. Bütün kitaplığı yıkmakla kalmayıp, evinde altını üstüne getirdim. Çok canım sıkıldı, verdiğim paraya mı yanayım, adamların seneye gelip gelmeyeceğine mi derken haberlerde ''Dilek Doğan'ın evinde katledilme anı'' haberini yayınladılar. Elimde birkaç kitapla bıraktım kendimi koltuğa, utançla. O insanların derdine bak, bir de benimkine ! Bıraktım aramayı, gitmedim konsere.

Defalarca izledim.
Kapı açılıyor, Bayağı bayağı ev burası.
Eve tek tek giriyorlar. Canlı bomba şüphesiyle Hatice diye birini arıyorlar.
Hatice falan yok.
Ailenin tek isteği ''Galoş giyin,istediğiniz yeri arayın'' oluyor.
Mani olmuyorlar. Alışmışlar, abi bunu videoda söylüyor.
Arama yapıyorlar birileri.
Kamera özenle çekiyor ama yorganın bir ucu kalkıyor.
Dolaplar şöyle üstünden.
Yani üstün körü bir arama bu.
Bana göre aramaya değil, öldürmeye gelinmişti. Fikrim bu.
Abi içeride aileyi sakinleştirmeye çalışırken
Bir yandan da; Ankara 105 kişi öldü,
Canlı bombaya benim evimde değil oradaydı, niye müdahale etmediniz, diyor.

Yine bir galoş muhabbeti ve ardından
İçimizden hissettiğimiz, bize de eş zamanlı sıkılan o silahın sesi.
Anne feryaat figan '' Dileek'' diyor.
Baba birinin suratına patlatıyor yumruğunu.
Abi kapının önüne yığılan Dileğe bakıyor ve ayaklarının üzerinde zıplıyor.
Polisler, abiye kelepçe takmaya çalışıyor. Ambulans yok.

Dışarı çıkarıyorlar Polisleri, ite kalka.
Oğlun bastı tetiğe diyor, muhtemelen katil olan.
Silahıma sahip bir polis değilim, diyor bunu derken. Fikrim bu.
Tetiğe basacak cesareti olan abi, polise değil kardeşine hedef alıyor.
Anne terlik fırlatıyor, eline ne gelirse. Canları gitmiş.
Örgüt evi olmayan bu eve girip bir kızı uykusundan uyandırıp ölüme sürüklüyorlar.
Ailesinin gözü önünde, bir de ailesini suçlayarak.

Oysa haber ilk kez görsel-yazılı medyada, Dilek Doğan'ın canlı bomba olduğunu,
eve giren timcilerle çatışma çıktığını ve Dileğin yaralandığını yaftalamıştı.
Daha sonra da bu görüntüler yayınlandı. Baba Doğan diyor ki,
Polisleri evimizden çıkardık ama kızımızı hastaneye götüremedik,
Polisler tomalarıyla ve kurşunlarıyla izin vermediler, mahalle ablukadaydı, vakit kaybettik.

''Elimizde canlı bombacıların listesi var ama eylem yapmadan onları tutuklayamayız''
Diyen zihniyet, daha önce hiçbir resmi suç kaydı, araması olmayan Dileği öldürüyor.
İşte bu yüzden bizimle alay ediyorlar.
Çok azımız isyana kalkışıyor.
Bu dünyanın adaletsizliğe uyumsuzlaşıyor.
Hepimiz bu pislikle yaşamaya alışıyoruz.
Ama Dilek.

Dilek seviyor,
Doğayı, çocukları, paylaşmayı.
Dilek inanıyor,
Devrime, insana, güzel günlere.
Dilek öğretiyor.
Örgütlü olmayı, direnmeyi, yaşamayı, ölmeyi.

Çok susuyoruz, Yine sessiziz.
Çünkü bizim evlatlarımız değil ölen.
Kardeşimiz, arkadaşımız değil.
Bizi niye öldürmüyorlar, diye soruyorsunuz ya hani.
Seni niye öldürsünler, zaten herkesi sana benzetmek istiyorlar.

Elimizdeki telefonlardan yada ailecek televizyonun karşısında izliyoruz,
Gencecik bir bedenin yerlere serilişini.. 
O uzun saçlı, kara gözlü içimizi ısıtan genç kızın cansız bedeni
Hepimizin içinde koca bir boşluk.

Dilek Doğan muhalif bir şekilde yaşamayı seçip , o yapının içine adapte olup
Ama düzen içinde de bir işte de çalışıp, o gecekondu evde ailesiyle beraber
Yaşamak istemesine rağmen katledildi. 
Dilek Doğan bir hücre evinde değil, ailesiyle doğup büyüdüğü evde katledildi.
Yani Dilek Doğan normalleşmeye çalışırken katledildi.
Yani ben niyetini siyasallaşmak yerine daha ılımlı bir sol düşünce gibi gördüm.

Unutulacağını ve hesap sorulmayacağını sananlar büyük yanılgı içindeler.
Bütün bildiklerinizi unutup, kardeşinizin devlet tarafından yanınızda katledildiğini düşünün.
Düşünemediniz değil mi? Sizin düşünemediğinizi bu insanlar yıllardır yaşıyor.
AMA,

Elbet bir bildiği var bu çocukların..
Kolay değil öyle genç ölmek.

                                                                                  Yaşanılabilir bir dünya dileğimle..
                                                                                             Optimist Baykuş


25 Aralık 2015 Cuma

4

Yeni, Favori Rujlar 👯 💋











💋

Merhabalaar 👯 👄

Bu yazıda yeni kullanmaya başladığım rujlarımı okuyacaksınız. Ben sadece eye-liner ile  geçiştirdiğim sade göz makyajı yaptığımdan rujlarda abarmayı seviyorum. Buyrun👄





Maybelline bence. kırmızı rujla ilgili bütün korkularınızı bir kenara bırakın deyip Superstay serisinden bu 575 numarayı biz kırmızı ruju özgürce sürmek isteyenler için yaratmış. Evet bunun adı yaratmak..

Kesinlikle gün boyu ne tazelenmek istiyor ne de kontrol. Sürümü aşırı kolay bir ruj. Sonradan matlık sağlayan,ilk sürümde kremsi bir yapısı olan bu harika ruj öncesinde lip balm sürülmeden de kullanılabilir. Çizgilere dolmuyor, taşmıyor. Çok güzel görünüyor, 
çok güzel kokuyor. Meyvemsi, şekerimsi bir kokusu var, mükemmel. Benim dudaklarım fazla kurumadığından verdiği nemi de beğeniyorum. Kesinlikle sürekli kullanacağım bir ruj. Çok beğendim, Bizim. Fiyatı 24.90 👍




💋💋


Birazdan aşağıda da okuyacağınız üzere bu ruj aylarca hasretini çektiğim ''mor bir ruj'' aşkıyla Almanya'daki kuzenimden istedim. Yine Maybelline Superstay serisinden bu renk geldi. Sanırım numarası 260, aradığım renk değildi ama beni bundan sonra koyu renk mat ruj kullanmaya itecek ruj oldu. Çok çok çok pigmentli, bir sürüşte rengini veriyor.  Renk geçişken gibi, kahverengi, mor, bordo belki biraz vişne çürüğü görünebiliyor, çoook güzel. Sanki orman meyveli çaylar gibi kokuyor. Bu rujlardan ısırık almayı istememek neredeyse imkansız. Tesadüf eseri kullanmaya başlasam da gerçekten favorilerim arasında artık. Sürekli kullanacağım. Türkiye'de de bulunabiliyormuş. Fiyatı 24.90mış💋 👍






💋💋💋
Max Factor, Lipfinity.
Rujun numarasını bilmiyorum, zaten tek mor ruj buydu. Ruju gördüm ve işte aradığım ruj dedim. Aldım, sürdüm ve hüsraağn. Mor diye aldım, eflatun çıktı. Arada koskocaman bir renk, ton uçurumu var. Biraz aşağıda 👇istediğim rengi ve bu rujun nasıl durduğunu bulabileceksiniz. Rujun fiyatı 44.90dı ve bu fiyata rağmen rujdan da istediğim verimi alamadım. Çok kez üzerinden geçerek sürüyorum.  Sürdükten kısa süre sonra dudak kenarlarında toplanıyor, ortasında kendi dudak rengim kalıyor. Ne mana ? Kalıcılığını da pek sevmedim. Pigmentasyon sıfır. Renk aradığım renk değil evet ama, aslında güzel bir tonu var. Yukarıdaki Maybelline ile karıştırarak uyguluyorum. Ortaya Maybelline sürüyorum kenarına bu açık tonu. Sürekli tazelendiğinde güzel. farklı bir ruj. Kokusu da çok güzel fakat istediğimi bulursam bir daha al ma ya ca ğım💋👎




  Aralık ayında aldığım rujlar bunlardı. Çok severek takip ettiğimiz Vlogger BilgenTolis'in, Ruj bağımlısı videosunda, iki tane yine aradığım mor rujlardan gördüm ama malesef beğenmediği rujlardandı. Birisi NYX'in Mor renkte Butter Lipstick'i, diğeri de Milani Color Statement serisinden Violet Color Lipstick. Bilgen ikisinden de hayal kırıklığıyla bahsetse de çaresizlik beni o iki markaya itekliyor. 

 Sizin kullandığınız, bildiğiniz aşağıdaki melez ablamızın sürdüğü renkte mor ruj varsa tavsiyelerinizi bekliyorum.
 Mesela Loreal'in 209 Violet Parfait Rujunu Deneyeniniz var mı ?


👄👇



Aradığım ruj 💋👍
Bula bula bulduğum ruj👄👎







11 Aralık 2015 Cuma

0

Siz değil, önce Biz ☂

Ben aşkın, acının ve devrimin kadınıyım. FridaKahlo
                          
                           Size önce tanık olduğum bir olaydan bahsedeceğim.
                        Bunlarla bağlantılı olarakta, müsaadenizle yeri gelmişken, 
                   hazır ayaktayken azıcık isyan etmeye meylettim. Fazla sürmez.


  Sadece içlerinden en büyük olana bile elli yıllık emek harcayan bir anneydi.
Bu üç yavan evlat annelerini zorlanarak. banyodaki sandalyesine, birbirlerine
bağırış çağırış, sert hareketlerle oturttular. Bu işi her hafta yapmalarına rağmen, 
her hafta olaylı geçiyordu. Hastane öncesi yıkanacaktı. Kızının sinirli hallerinden,
ne kadar bıkkın olduğu okunuyordu ve annesinin de bir süredir binlerce kez 
''saçlarım dökülüyor'' demesine son vermek istercesine makası almıştı eline. Kadın
kızının ellerini avuçlayıp. ''Kesmesek mi?  Bana kısa saç yakışmaz ki kızım'' dedi, 
Kız annesini omuzlarından önüne çevirip 
'' Öf be annee, bir de saçlarınla mı uğraşalım, zaten görünmüyor, 
eşarbının altından da görünmez, dur, hadi bitsin '' dedi.
Kadın kafasından akan suyla gizledi, akıttı gözünün yaşını. Gık demedi.

Bizler yetmişinde de uzun kabarık saçlı ama alımlı'lar,
Bizler tek değil iki göğsü olmadan da seksi'ler,
Bizler rahmi olmadan da doğurgan'lar,
Bizler vücudu hastalıklı ama aklı sağlıklı'lar,
Bizler boyu kısa ama hayalleri göğü delen'ler,
Bizler çarşaflarımızın altından gözümüze sürme çektiğimizde daha kadın'lar,
Bizler elimize kına çaldığımızda umuda yürüyen'ler,
Bizler trans&lezbiyen olunca hor görülen ama vazgeçmeyen'ler,
Bizler beş yaşında oyuncak bebekleri giydirdiğimizden beri anaç'lar,
Bizler kanamaya başladığımızdan beri kendimizi sakınan'lar,
Bizler şarkılar söylerken içersinde neler neler deviren'ler,
Bizler Tanrıyı tanımadığını, tanıdıklarını sananların yüzlerine haykıran aykırı'lar,
Bizler eşarbın renginden, dövmenin şekline kadın kalmaya hep bağlı'lar,
Bizler, erkeklerin baskılarına karşı gelip sokakta hayat var diyen özgürlükçü'ler,
Bizler evlatlarıyla birlikte kendilerini de mezara gömen, hayatlarını adayan'lar,
Bizler doğum yaptıktan sonra dünyadaki en güçlü'ler..
Biziz. öteki kadınlar.

  Biz kadınlar en önce içimizde bölünüyoruz. 
Kadınları bir şekilde güçsüz kabul etmiş kadınlarımızın, 
boyunu aşmış eleştirine sürekli maruz kalıyoruz. 
İşin kötüsü en yakınımız kadınlar oluyor bunlar.
Kendimiz gibi olmayanlara, hatta her şeye savaş açıyoruz.
Evet malesef en önce kadınlar, sonra erkekler ve devletler..

 Biz saçımıza yaşımıza ve hastalığımıza rağmen, 

kısa saç bize yakışmıyorsa eğer, üç telde kalsa 
''böyle kalsın'' diyeceğiz.

 Biz her koşulda ötekiyiz. Kadın doğmamız ve kadın hissetmemiz kafi !
Hayatlarımızın belli zamanlarında gizlice size ayak uydursak dahi,
İçten içe öteki olduk. Biz öteki olmayı seçmedik belki ama 
Gerçekten farkında olanlarımız ötekiliği hep sevdik.

 Başkasını kendinden daha çok hor görenlerle çevrelendik.
Evet, bazılarımız bu türleri önemsemiyoruz belki ama 
bazılarımız da içlerinde kayboluveriyoruz . 
Aralarında yer edebilmek için onlar gibi konuşup, onlar gibi giyiniyor 
en kötüsü onlar gibi düşünüyoruz.. Sorgulamıyoruz. 
Buna izin vermiyorlar da zira çünkü cevapları yok. 
Toplumda kabul görmeme korkusu herkesleşmeye yol açıyor. 
Yalnızlık korkusu ↛ Çoğunluğa itaat..
Her şey böyle şekilleniyor. Ahlak, aile, toplum ve hatta adalet.(Hukuk değil Adalet)
  
  Şunu bilin ki, biz hep elinizin altında,
Biz hep yargılayıcı ithamlarınızın hedefi,
Biz hep zorbalıkla evcilleştireceğinizi düşündüğünüz bireyler olmayacağız.
Yaşayacağız be, düşüneceğiz, yanlışın üzerine yürüyeceğiz, yılmayacağız.
Bizi sizden öteki yapan asıl durumlar bunlar ve biliyorum sizi asıl korkutan da bunlar.

  Biz kadınlar, kötü tarafına bakıp dünyaya çocuk getirmemezlikte yapmayacağız.
Doğuracağız, öğreteceğiz, göstereceğiz. 
Doğruyu, doğayı, insanı sevdireceğiz.
Belki özgürlüğü hatta barışı.

 Durmadan akan kanların, kötüye giden sistemin
Kandırılan halkların mücadelesini çocuklarımızla vereceğiz.
Gerçek mutluluk, gerçek birikim bu çünkü. Umudu yeşerteceğiz.
Biz bize öğrettiğiniz dünyayı kabul etmeyeceğiz.


                                        Hayalini kurduğumuz dünya imkansız değil,
✌                                   Zor ise biz ötekilerin iyi ki en sevdiği uğraşı.
                                                                             

27 Kasım 2015 Cuma

0

Nefes / Gökhan Tunç Kitap Yorumu.. (Amor Est Vivet)&(Sen çocuk Şaşırt Tanrıyı)

GökhanTUNÇ/Nefes







Selamlar..


Biz Kitap Kurtları normal işleyişe göre bir kitabı alır, okuruz. Ardından çok beğenilirse başka başka yollardan yazara ulaşırız. 

Benim bu kitapla tanışmam, önce yazarını bir like üzerine tesadüfen tanımamla oldu. Edebiyata olan ilgimi gecikmeden farkeden Gökhan Tunç, kendisinin de kısa bir süre önce yayınlamış olduğu kitabından bahsetti. Okumak istediğimi söyledim. 

İlk baskısı tükenmek üzere olduğu için kitapevlerinde bulamadım, uzun uğraşlar sonucunda internetten alabildim.





  Kitabın türünü merak edip, elime geçmesini bekleyemeden Gökhan Tunç'a sordum. 
''Bu kitap bir farkındalık kitabı'' dedi ve kitabın bir matematiğinin olduğundan falan bahsetti. Hiç spoiler vermedi. İddaalarını çok güçlü buldum fakat eleştirmeden edemedim. 
''Yeni yazar ya şunun havalara bak, farkındalık ney lan, bir de tür uydurmuş'' zamana uygun bulamayıp bayağı bayağı gömdüm :D  Fakat merakım da beraberinde iyiden iyiye arttı.

  Gökhan Tunç, kitabı üç kısma ayırmış. En beğendiğim kısım ilk kısımdı.
Kendisine de söyledim, bu kısımdan ciltlerce ansiklopedi yazsa okurum.
Kitabı elime aldığım gibi 300 sayfayı bir çırpıda okuyup, erken ve gereksiz eleştiri
yaptığımı fark ettim. En önce akıcıydı. Evet bu kitap, neredeyse her türü içeriyor ama 
en önemlisi bu bir ''Farkındalık Kitabı''. Nefes'in üç kısmında da kendi dünyanıza özel bir sürü farkındalık bulacaksınız. Garanti.

  Kitaptaki kurgunun, gerçeği aştığı sayfalarla karşılaşsam da bu beni hiç rahatsız etmedi 
zira güçlü bağlantıların kurulduğunu yazar ilk kısımda okuyusuna aşılamıştı . Kitabında
Sinema ve Tiyatroyu birbirine bağlamakla ilgili, kendisinin olan bazı projelerden de 
bahsetmiş Gökhan Tunç.. Tiyatro ve Sinema arasında seçim yapamadığım, 
ikisini de çok sevdiğim için ben fikre BA YIL DIM. Bakalım siz ne diyeceksiniz!
Ayrıca kitaptaki karakterlerin hepsini ayrı ayrı çok seviyor ve tanıyor olmam,
kötü yorum yapmama zaten hemen setler kurdu.  Yalnız 396 sayfa olan bu kitabın,
son iki sayfasını sevemedim, Sevmedim, N'apıyım.

  Biter bitmez Gökhan Tunçla saatlerce kitap üzerine konuştuk. 
Altını çize çize, notlar alarak bitirdiğim kitaptan yazar'a soru sormam
imkansızlaşmıştı. Yazar benden daha heyecanlıydı ve neredeyse her paragrafını konuştuk. Okuyucu olarak ben yazarın sorularını yanıtladım. Sözlüye kalkmış gibiydim. 
Bundan müzdarip sayılırım ama kesinlikle çok haklı. 
Çoğu usta yazarı kıskandıracak bir kurguya sahip olan  ''NEFES''in okuyucuya ne düşündürdüğü fikrini öğrenme isteği onu başka bir adam yapıvermişti. 
Bunu gördüm. Okumadan önceki kendinden ve kitabından emin tavrını takdir edip,
kendisine bir özür borçlu olduğumu da söyledim. Ben dürüst bir okurum.


  Konusu hakkında hiç yorum yapmayacağım.
Bana bahsedilmedi, bende yorumlarına hiç bakmadan okudum.
İyi ki sıfır bilgiyle okumaya başladım, dedim. Sizde öyle yapın.
Çünkü hakikaten okumanızı istediğim bir kitap.
Ben şimdiden kitap tavsiyesi isteyenlere ilk önce ''Nefes''i öneriyorum.
Kitabın okuyucusuna çok şey katacağına inanıyorum, bu yüzden bloğumda yorumluyorum.
Okumanızı ve kitap üzerine konuşmayı çok isterim. Kim nasıl bakıyor kitaba, meraktayım.

 Ankaradaki arkadaşlar okur ve beğenirseniz, Gökhan Tunç ile bir kahve etkinliği yapıp, tanışıp, kitap üzerine sohbet etmeyi vaadediyorum. 
Bir etkinlik oluşturabiliriz.


                                                                                                       Kitaplarla Yaşayın ;) Sevgiler.





7 Kasım 2015 Cumartesi

8

Tatlimo Etkinliği Değil, Tatlimo Şenliği :)

Merhaba Herkese :) 

Ankarada yaşayan kelebek Senacığımın ( http://nypdsena.blogspot.com.tr/ ) ve Tatlimonun Genel Müdürü Mahmut Atar beyin ortak workshopu, benim Ankaralı Blogger olarak katıldığım ilk etkinlikti. 

Hakikaten çok HOŞBULDUM. Tatlimo tatlıları mı daha tatlıydı yoksa Blogger arkadaşlar mı,  ayırt etmek inanın ki zor. Öncelikle Mahmut Bey'e bizi evimizde gibi hissettirdiği için sonsuz teşekkürler. Bizi bu güzel etkinlikte buluşturan Senaya ve güler yüzüyle katılan herkese de ayrıca teşekkürler.

İlk ve en beğendiğim kurabiyenin görselinden başlayım istedim. Kurabiyeyi yalnız mı yemeliyim, üzerindeki sosla mı, diye sürekli savaşıp durdum. LEZİZ.

İşin en acımasız yanı, sosların malzemelerin nasıl hazırlandığını tam olarak bilemedik. Yine de kekleri, hamurları, kurabiyeleri rengarenk boyarken şekil verirken bütünüyle bize aitmiş gibi özendik ve çok eğlendik.

Artık tarifi de bilmeyelim ama değil mi ?
Her güzelliğin sırrı olmalı..
Görseldeki enfes şey kakaolu bir toptu bu rengi almadan evvel, fazla sevildi ve iyi yedik :D




Kekin hamuru daha önceden hazırlanmıştı. Bize kalıba koymak kaldı. Tatlimonun ki kadar düzgün şekiller bizden çıkamadı ama biz onun gül şekli olduğunu bilerek, kabullendık :) 

Kurabiyelerimizin üzerine isimler yazıp, şekiller çizdik. Tabiki baykuş çizmeye kalktım ama tahmin edersiniz ki olmadı. 

Etkinlik herkese açık düzenlenmişti. Bir arkadaşımla beraber gittik, artık o da Ankaralı bir Blogger . Bunu bu sıcacık ortama ve Tatlimonun bize olan sabrına borçluyuz.

Tekrar tekrar www.tatlimo.com 'a çok teşekkürler. 

Biz yaptığımız tatlılarda koca koca sepetler yaptık ve bize Tatlimo tarafından hediye edildi. Evde falan hiç uğraşmayın ciddeen . Emaaan TATLİMO var.

Tatlı zamanlar dilerim. Güzellikler.