10 Aralık 2016 Cumartesi

0

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

haydar-colakoglu-yolo-uygulama
Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.
YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.
YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.
haydar-colakoglu
YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor.
haydar-colakoglu-teb-genel-mudur
haydar-colakoglu-teb
Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;
“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.
YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir.
Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.
haydar-colakoglu-yolo-turkiye
Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.
Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”
GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

16 Kasım 2016 Çarşamba

0

Ten Ürünleri


GARNİER BB CREAM/ MEDIUM
Selam,
Yüzümdeki birkaç iltihaplı sivilceyi kapatmak için kalkıştım ve ilk kez bir ten ürünü kullandım. Yine kılı kırk yararak birkaç tavsiyeyle aldım. Ucuz olduğu için başta almak istemedim ama beklentimi karşıladı. Sür çık bir ürün değil zamanla ciltle bütünleşiyor. Sürünce, peçeteyle siliyorum zaten. Mat değil, kremsi, bunu seviyorum. Bende ki medium tonu. Cildimi parlattı. Günlük kullanmıyorum zaten ama yine de sivilce yapmadı. Şuan da, ihtiyaç duymadığımdan sadece göz altlarıma, dudak ve burun kenarlarıma kullanıyorum. Hem ağır olmuyor, renk eşitleniyor falan. Diğer alışverişimde başka markayı tercih edecek olsam da ucuz ve kaliteli arayışımda yine Garnier'in kapısını çalarım.







Max Factor, Affinitone Concealer, Medium

Concealer sevemiyorum diye giriş yapsam çok sert olmaz sanırım, çünkü ben kozmetik yazmıyorum değil mi ?

Concealer sürdüğümde göz altlarım nemlendirmiş olsam dahi inanılmaz kuruyor. Makyajımı çıkarana kadar ürünün ağırlığını hissediyorum.
Ürünün rengini ve kapatıcılığını sevmiştim AMA çizgilere doldu ne yazık ki ! 

Bende bu sebepten dudaklarıma çerçeve niyetine kullandım. Bir seneye yakındır bitiremedim hatta. Concealer ve Contour çok yapay bence ki ben allık için bile böyle düşünürken, Kaybolayım artık, fazla oldum. 

                                         Sevgiler
                                       

8 Kasım 2016 Salı

0

LA ROCHE-POSAY (Güneş Koruyucu Yüz kremi)



Sevgili Nur Bilen Yavuzer'in tavsiyesiyle gidip aldığım yazında pek severek hatta abanarak kullandığım bir kremdir. Hatta teyzemin Alamanya'dan getirdiği güneş kremlerini solladı.
İlk gördüğümde asla yetmez diye düşünsem de yazın 6-7 kişi bir tatili çıkardık ben öncesinde ve sonrasında da fazlaca kullandım. Meğer o küçücük kutunun içinde dünyalar gizliymiş.

Bu arada cilt bakımı ve makyaj ürünlerini yazmaktaki marifetsizliğimi  de görmüş olun. Kışa girdim güneş kremimi yazıyorum.

Ama anca bitirdim ve çook memnun kaldığım için yine de yazmak istedim. Beni mest eden en büyük özelliği mat oluşuydu, ilk kez mat bir ürün kullandım genelde kremsi ürünler tercih ederim ama yazın mat diye bir gerçeklik varmış. Yani ürünü mat olsun, paraben ve parfüm içermesin falan gibi bir araştırmayla almadım açıkçası, Nur Bilen Yavuzer paylaşmış, sorgulamadan gittim, aldım. Bir de genel bilgi olsun diye yine de  youtube'dan nasıl güneş kremi alınır, bu paraben nedir ? UVA ve UVB ışınları nelerdir ? ,  30+ ve 50+ ne işe yarar ? Detaylı bir araştırma yaptım.

 Yüzüm terlemedi bile. Sivilcelenme kesinlikle olmadı. Kutusu çok kullanışlı akma falan kesinlikle olmuyor. Ayrıca kremin hafif bir kokusu var bu da kremi avantajlı kılıyor benim için. Suyla temas ettikten sonra yenilendiğini okudum. Ben tam koruma hissettim, kremim sürer sürmez verdiği bir his var onu da sevdim... Bence eksi tek bir yanı var, oda fiyatı 64.00 TL'ye aldım. Ama kesinlikle ederi . Kullanmaya devam edeceğim. Belki araya bir Bioderma sıkıştırabilirim.
 La Roche Posay'in gözaltı kremini kullanmayı düşünüyorum fikri olan varsa yazarsa memnun kalırım. Güneşli günler :)

29 Eylül 2016 Perşembe

3

Dudak ürünleri

Merhabağğ
En olmazsa olmaz dediğim makyaj ürünü kuşkusuz ruj'dur. Gözlüğümü takıp,  rujumu sürer çıkarım, net. Makyaja çok düşkün değilim ama rujun yeri başka.. Yine içlerinde sevdiklerim ve sevmediklerim olan bir kolaj hazırladım. Buyrun .

                                                   Max Factor lipfinity 5264
Bu rujun daha önce mor rengini alıp blogda paylaşmıştım. Olumsuz yorum da yapmışım ne haddimeyse, şimdi o bilgiyi tamamen aklınızdan çıkarın. Bayıldım diyorum, bu zamana kadar kullandığım en güzel ruj fakat bu pembe renk, mor olandan biraz ayrı. Niye ayrı bilmiyorum ama mor olanı sürdükten sonra günün sonunda ruj dudaktan gittiğinde dudaklarım yumuşacık olmuyor. Parafin hissini bilirseniz, dudaklarımın üzerinde parafin varmışçasına, pembe de bu hissi yakalayamadım. Mor olan favorim, bittikçe yenileyeceğim. Hem rengi, hem o ne mat ne parlak olmayışı (yani o kremsi ruj oluşu ki en sevdiğim), kalıcılığı, kokusu 10 üzerinden 8 :) Bu pembe rengi de çok severek aldım yazın sürdüm sürdüm çıktım, özellikle tatil bölgelerinde kalıcılık değil ama duruşu, sürümü, kokusu yine harika. Yine görseli anlatmak yerine mor olanı anlattım ama max factor standına gidip ruja sarılıp '' Bana seni gerek, seni '' diyorum, beş dk. sarılıyoruz. O derece ;)  Max Factor yapıyor Hacı Abla ;)
                                                     

                                                            

                                                               Max Factor Lipfinity 5265
 
Benim için en olmazsa olmaz ruj rengi turuncudur. Turuncu rujun hastasıyım fakat böyle portakal rengi ruj bulmak için çok gezindim. Avon'dan Nyc'ye, Maybelline'den Flormar'a ve Hatta Mac'e baktıysam da sorun edindim ve bulamadım. Daha önce Max Factor'un bu turuncusuna da bakmış olmama rağmen ikinci kez hiç bakmamışım. Geçenlerde bir Watsons indiriminde alıp denedim, beğendim. Keramet lipfinity serisinde diyorum artık. Renk istek üzerine yaptırılmış gibi aradığım renk, kolay sürümü, kremsiliği ve her zaman dediğim gibi Koku :) Turuncu ruj arayanlara şiddetle tavsiyemdir. Bence turuncu rujun mevsimi yok, her mevsim çarpıcı :)
Şöyle minicik bir sorun var kapaklar çok çabuk kırılıyor.
Nasıl çözeceğiz ki ?
                                               
                                                         
   Maybelline AlwaysPlum 260 and Pastel DayLong 19

Maybelline ile ilgili yorumu daha önceki postlarda yazmıştım. Çok ucuz çok kaliteli bir ruj. Dünyanın da en dayanıklı rujlarından bence ki bende ruj pek durmaz, bu duruyor. Dudak rengime de çok yakın, bu yüzden bayılıyorum. Koyu renk kahve-mor-bordo arası bir ruj arayanlara direkt önerimdir. 
Pastel'in bu ruju için yorum yapamayacağım. Bir kere sürdüm dudaklarımı felaket kuruttu ve sürerken de anladım ki ben koyu renk mat ruj kul-la-na-mam. Direk kuzenime hediye..


Pastel Day Long 15 and 20
Pastel'in bu iki rujunu 6 aydır kullanıyorum, Bittikçe yenileye yenileye. Bazen diğer çok renkli rujlarımın üzerine sürüyorum, rengini açmak için, hafifte matlık veriyor. Olay bir görüntü oluyor. 
Mat likit ruj kullanmak dudaklara çok iyi bakmak demek, ihmal etmiyorum.


Blistex Lip Balm
Şu zamana kadar kullandığım ve türkiyede bulabildiğim en iyi dudak kremi bence. Öneri üzerine aldım, benimde önerilerime olumlu dönüşler oluyor. Parafin bunda da var, Parafin :D 

Şimdilik bu Kadar, kış için yine bir bordolar, kırmızılar, kiremit renkleri düşünüyorum
Önerisi olan varsa, keyif dikkate alırım.
Teşekkürler..

1 Eylül 2016 Perşembe

0

ON ALTINCI YAŞIMIN ÜZERİNDEN HENÜZ ON SENE GEÇMİŞKEN

Merkür retrosuydu,
Güneş tutulmasıydı iki adet ay tutulacağıydı derken
Geri hareketlerle, tutukluklarla bugün yaş alıyorum.

Rönesansım 16. yaşımdır ve hep o yaşta kaldığımı zannetmek istiyorum
Bu sene on altıncı yaşımın üzerinden on yıl geçmiş oluyor ama
Büyümüyorum, bunun için hiç çaba sarfetmiyorum,
Hissiyatım budur.
Her yaş için üflediğim mumlar yanıma kar kalıyor.
Eksiliyorum, çoğalıyorum.
Bazen geçsin istiyorum zaman, bazen eskiyi özlüyorum.
Ama burası iyi. En iyisi şimdisi.
Bu start çizgisindeyim daha.

Bu çocuk yanıma sığdırmaya çalıştıklarım var ki,
Yoruyor mu beni sağlam mı kılıyor, yılmadan çözümlüyorum.

Bu hengamede insan kalıcan da
Canını kimseye yaktırmayacan, kimsenin de canını yakmıycan..
Onurlu kalıcan, Değer bilip, şevkat göstericen dee,
Özgüvenli olucan, (Zira içinle ilgilenen kimse yok. Tezer Özlü gibi insanların arasında yer edinebilmek için bazen onlar gibi giyinip, yiyip-içeçeksin, Bizi bu uyum diri tutacak)
Söz verip tutmak için kendini yırtıcan, sözünü tutucan da,
Zoru görünce kaçmıycan ama olsun diye direterek kendini de üzmüycen,
Her şeyi kontrol etmeye azıcık ara vericen, bol dinlenicen deee,
Kendin yetmeyecek çevrene de yardıma koşacaan.

Eğilmeyeceksin. Dik duracaksın.
Öğreneceksin.
Kendini tekrarlanamayacaksın,
Hep daha fazlasını, daha yenisini öğrenmek isteyeceksin.
İçinde de bir çocuk büyüttüğün gibi aklı başında bir kadında yetiştireceksin.
Ve en önemlisi dünyanın kirliliğine inat hep umutla bakacaksın.
(Eee boşuna optimist olmadı namımız)

Yorucu hepsi, yorucu olmaz mı hıç ?

İyi bir insan mıyım?  Bunların hepsini yapabiliyor muyum gerçekten ? Aslaağ.

Tabiki birilerini kıskanıyorum. Yakınımdakileri bile.
Bazen nefret ediyorum insanlardan.
Bazen en sevdiğim insanlara bile tahammülüm olmuyor.
Herkese çemkirip geziyorum. Çünkü her zaman doğru şeyler mutluluk getirmiyor insana. Çemkiriyorum bende.
Bazen kendime, bu hayatta hiç bir bok bildiğin yok, nerdesin bak diyorum.
Bazen güçsüzüm,
Bazen dalga geçiyorlar benimle,
Bazen saçmalıyorum,
Bazen yalancıyım.
En çok hayal ettiğim dünyada barış ilkesini bile
'' Sokarım böyle dünyaya, yiyin birbirinizi amk'' diyerek hiçselleştiriyorum.

Korkuyorum da mesela,
İçinden çıkamamanın bu dünyanın.
Hedeflediğim gibi bir insan olamamaktan,
Hep itiraz edip yalnız kalmaktan
Kurallara uymamaktan,
Korkuyorum, geberiyorum korkudan.
Ve korkularımız asıl bizi biz yapanlar..

Ama ne yaşarsam yaşayım, ne kadar ağır olursa olsun yaşananlar
Hemen içimde bitirmeye çabalıyorum.
Beni yoran üzen şeyleri deşmiyorum.
Kabul ediyorum, Geçsin diye uğraşıyorum.
Olmuyorsa olacağına varır felsefesini kullanıyorum.

Çünkü her zaman şansım yaver gitti.
Çünkü benim hayatımda  ''her şey olabilir bu hayatta'' diye bir kapı var
Ve bu her şeyler geliyorlar dağıtıyorlar içerisini ve gidiyorlar.
Ben izliyorum.
Dağıtıyor ve gidiyorlar.
Toparlıyorum.
Çünkü gerçekten mutlu olmaya gelmedik bu dünyaya.
Ben işte bunun on altı yaşında bilincine varmıştım.
On sene sonrada aynı yerdeyim. 
Yaşantımdaki iyi-kötü olayların hepsini misafir ediyorum.
İyi de geçiyor, kötü de ..
Zaman geçiyor, zaman.

Sonra beni sevenler var,
Sevdiklerim var.
Doğru bulanlar, fikrimi önemseyenler var.
Benimle yürüyenler, kuşkusuz hep yanımda olanlar var.
Mutlu gününde koşup ilk bana sarılanlar
Mutsuz gününde beni yanında isteyenlerim var.
Benden öğrenecek şeyleri olanlar var.
Yüzümü güldürenler, huzur verenler var.
En önemlisi güvendiklerim var.
Hepsi iyi ki var.

Yine, yeni yaşımı kucaklayacağım. 
Kendime sırdaş, gönlüme yoldaş arayacağım, hiç bıkmayacağım.
Anıra anıra ağlayıp, kahkalarımla sokakları inleteceğim.
Daha çok gezme fırsatı arayıp, daha az çalışacağım bir iş bulacağım.
Mutsuzsam dibine kadar yaşayıp, mutluysam bulutlara uzanacağım.
Durmayacağım, hep seveceğim.
O mal yaptıysa bende yaparım deyip hayallerim hala tazeyken peşlerinden koşacağım.
Şeytanın bacağıyla benimde zorum var, kıracağım.

Azıcık çaba, risk alma kabiliyeti ve ardıma bakmayacağım bir yaş istiyorum bu kez.
Herkese minnettarım.
Sadece hakettiğimi düşündüğüm bir yaş dileyeceğim mumu üflerken, fazlası değil.
Bu sefer ki dilek hakkımı dünya barışına harcamayacağım. 
Geçebilecek küskünlüğüm var da azıcık..

                                                                                   Önce insan 
                                                                                   Sonra kadın
                                             Sonrada toprağa değene dek neye bürüneceksem.
                                                                                    Şükranlaar :)
                                                                                     Mahinur




27 Ağustos 2016 Cumartesi

0

KOLONYA

                                         Kolonyanın mandalinalısı değil bu 
                                Mandalinanın kolonyalısı.

Tanımı bu şekilde yaptım çünkü, evde mutfakta soyduğumuz, doğradığımız mandalinanın gerçek kokusunun bile dışında muazzam bir kokusu var. Mandalinanın meyvesinin, kabuğunun, yaprağının ve çiçeğinin kokusu komple şişesinde taşıyor. 

Kolonya şişesinin kapağını açın, burnunuza götürün ve gözlerinizi yumun.

Paşabahçenin instagram adresinde mandalinlı ve diğer çeşitlerini sürekli görüyordum.
Bayram arefesi uğradım, almak niyetinde de değildim.
Kokladım ve ''Mandalina bu şişeye özeniyor olmalı'' dedim.
Para harcamamak için çıktım, durağa 5oo mt. kadar ardıma bakmadan yürüdüm.
Durakta durdum, koku hala burnumdaydı. (Çünkü durakta durulur, adı üstünde)
Otobüsü kaçırma ve uzun bekleme riskini göze alarak, koştum, gittim, kolonyayı aldım.
Amaaağn bir daha mı gelicez dünyaya.
Bu cümleden mi ferahladım, kolonyadan mı bilmem.
Eve gelip yağlandıra ballandıra anlattım herkese sadece koklama izni verdim.
Koklayın ama benim elimde :) diye birde.
Tamam bir daha gelmiycez dünyaya ama ş'aapmaya da gerek yok.

Ulan bir kolonyayı bile ne uzattın derseniz, diye sonuca bağlıyorum.
Rebul'lar falan hikaye yani, standının önünden dahi geçmem artık.
Kolonya'nın fiyatı 25.00 TL.
Yalnız kolonyabilir bir kişi olmadığımdan yağlı bir yapısı oluyor sürünce bir süre.
Alkol mu azdır nedir !
Bilen varsa yorumlasında öğrenek.
Ama ah o koku..

https://www.pasabahcemagazalari.com/yasam/kolonya/k-17

Çeşitleri linkten görebilirsiniz canım.
Hepsi de gerçeğinin üstünde kokular. Gidin koklayın derim, sonra zaten alacaksınız. 
Uzattım lakin
Çok sevdiğimden değil, zor sevdiğimden.

ESENLİKLER





4 Ağustos 2016 Perşembe

2

Geçişgen Dayanaklardan, Çareli Uyarlamalara.

Zayıf olup, hafif bir yaprak gibi savrulmak mı?
Güçlü olup, kaskatı toprağa yerleşmek mi zor? 
İşte bunu çözmesi imkansız.

Aslında sendelemeye devam ettiğin sürece ne kadar savrulduğunun ya da 
Ne kadar köklendiğinin bir anlamı olmasa gerek. 
Belki her şey acısıyla tatlısıyla fazla güzeldir.
Belki de bu kadar güzelleşebiliyordur herşey. 
Belki savrulmayı sevmeyi kabul etmek gerekiyordur.
Belki köklenmeyi, daha derinleri sahiplenmeyi kabul etmek.

Yanlışları düzeltmeye çalışmak ve bir sonraki yanlışı elimizle işlemek arasındadır belki her şey.
Sadece değişken ellerde her durum, bu ikisinin arasında yaşanıyor.
Mevcut yanlışımızdan, bir sonraki yanlışa doğru olan, 
Birbirine değmeye niyetli iki uzantı.
Önceki yanlıştan sürüklendiğimiz ve hep sonraki yanlışlara gideceğimiz gibi.

Ve biz bu yanlışlara dayanak arayarak bir sonrakine adım atabiliyoruz işte.
Bu dayanaklar(her neye dayanıyorsak)içimizdeki boşluğu geçici olarak doldurmaya yettiği gibi yanlışlarımızı da bizden daha çaresiz kılarak devam etmemizi sağlıyor.
 
Belki bu iyidir, Sebep aramak ya da tuz basmak.
Belkide bir sonraki yanlışın başlangıcıdır.
Belki yanlışlarda iyidir.

Hiçbir haltın çözümü yok.
Bize değip geçen hiçbir haltın çözümü yok. 
Bunu yaşadık isteyerek yahut istemeyerek.
Dayandığın hiçbir halt bu yanlışı ve sana yaşattıklarını geçirmez.
Kurumuş dayanaklara değil, daha köklü sağlam dayanaklara ihtiyaç var.

Yanlışlar sana çarptığı sürece nereden geldiği, nereye gittiği farketmez.
Bizi bir yapan, bu arayışların sebebi, hala ayakta kalmasını istediğimiz insan yanımız.
İyi niyetli duygularımız.

İyileşmek diye bir şey yok.
İyileşecek vakit yok.
Kendine hemen bir yöntem bulup asla kafayı bozmayacaksın.
Çünkü bu dünyaya bu kadar zarar vereceken, temelde yaradılış bile yanlış.
Kendi anti-depresanını sen kendin yaratacaksın. 
Günü yaşayacaksın. Geçiştirmeden, bilerek, kabullenerek, kucak açarak.
Haz duyacaksın.

Yanlış hep var, bu sebepten hemen gidip kendi antidepresanını yaratacaksın.
Yoksa vakit yok. 
Hafıza güncellemesi gün aşırı şart. 
Bile isteye yaşayacaksın.
Başka da doğru yok.

8 Haziran 2016 Çarşamba

0

Ah Bu Aynı'lık .

İnceden yağan yağmuru hissetmeye çalışarak ağır ağır yürüyordum.
Bu benim hayatta olduğumu hatırlama yöntemlerimden sadece herhangi biri. 
Kuğuluda bir banka oturdum, oturmam ve kalkmam bir oldu, ıslaktı bank. 
O halde, tamda ah o ıslanmayası pek değerli kıçımı düşünmeliydim zaten.. İyi oldu.
Kıçı kurtarmak belki de tek yapabildiğim şeydi. Gerçi kurtarmadım hiç, koruyorum, 
Korumaktan fırsat kalmıyor.. Korkuyorum, korkmaktan da korkuyorum. İliklerime kadar korku.
Bak bu da yöntem iki. Hala korkuyorsan, hayattasın ve savaşıyorsun. 

Ortada kuğu falan yok. Yağmurun suya düşüp nasılda etki yaratamadığını izliyordum... 
Güldüm, gülerim böyle zamanlarda, sesli de düşünüyormuşum öyle diyorlar..
Hani kuğuların yokluğu yağmurdan falan da değil. Kesin ibnelik. Onlarda öğrendi ibneliği.

Dünyaya hiçbir etkisi olmayan, kendime benzetiyordum düşen damlaları. Ne zarar ne yarar !
Öylesine yok gibi ıslatmadan yağıyor, anla işte. Kendimi tavşan boku saydığım bir gün daha.
Hiç yabancı olmayan bir gün, aman ne güzel. İçimden alkış sesleri yükseliyor. Yükselir böyle.
Bir elimin diğer elimle pazarlık yapıp anlaşmaya gittiği bile oldu bir keresinde.

Dışarıdan kaşım gözüm de oynuyor eminim, odaklı bakışlar buna dalalet ediyor. Tanırım.
Ne kadar uçmak istersem o kadar sıradanlıkla sınanıyorum..
Başına buyruk bir kuş olmayı seçmenin dez avantajı diyebilirsiniz buna.
Yükselmemle göç eden kuş sürüsünün arasında onların aynılığına sürüklenmem, savrulmam an meselesi yahut aykırılığa devam edeceksem koca koca uçakların motorlarıyla, pervaneleriyle paramparça oluvermem bir oluyor. Yenilenememek en büyük korkumdur, 
Monoton kalmak. Korkumu tanıyorum, 
Kabullendim bile, hatta alıştım. 
Benim dışımdaki her şey yükselmedikçe yada bir boy vereyim demedikçe çırpınıyoruz işte.
Kabullenmek zor muydu, kolay mı bilmem ama ağırdı, hele önceleri.
Sahi siz nasıl yüzleşemiyorsunuz böcek korkunuzla, 
Böcek daha mı korkunç işe yaramayan kanatlardan ve uçamamaktan ?

Ben beynimi işten aşka, özgürlükten araknofobiye nasıl soğuturumu ararken, 
Kırkbeşinde, belki ellisine doğru oldukça değişik görünümlü bir bey yanıma oturdu. 
Çekiyon kızım dedim kendime, çekiyon. Bankın ıslaklığına aldırmadı. 
Boksun dedim bu kezde, ıslak bankı bile umursayan bir tavşan boku. 
Kendime girişecek sebepler bulmakta üstüme yoktur. 

Başımı tekrardan ve hafiften adama çevirdim ki, ''Merhaba'' deyiverdi.
Hiç konuşmaya mecalim yoktu valla, hiç kimseyle. Gözlerimi kırparak aldım selamını.
''Hava ne güzel'' dedi.
''Donuyorum amk soğuğunda ne güzeli'' dedim. Elbette içimden. Ben hep içime içime..
Omuzlarımı düşürdüm, tekrar ve bu kez uzun baktım. ''muhabbet edemeyiz'' bakışıydı bu kez.
Suya şen adımlarla kendini ittiren kuğuların sesine çevirdik aynı anda başlarımızı.
Adam sırayla sigaracıyla, güvenlikle, temizlikçiyle, bir köpek sahibiyle kısa kısa konuştu.

Yavşak hava birden değişti, güneş kavurmaya başladı. 
Ulan bu havayı soluyorsunuz bozukluğunuz bundan falan diye yine yeni melankolinin dibine vuracam ki, tekrardan bana ilişti.
''Bakın demiştim hava çok güzel diye '' dedi.
''Ulan beş dakika önceki havayı güzel bulan bu güneşten nefret eder, dengesiz herif'' dedim
Asla ses vermeden.
Çantamı oturduğum yerde koluma taktım, saçlarımı savurdum, hiiiiiiiç uğraşamam, tam kalkarken,
''Her şeyi anlıyorsun ve seni bu öldürecek'' dedi.

Bıraktım kendimi banka. Bu neydi şimdi ?
Öff felsefemi yapacaktı. Ulan yaşın kadar felsefe kitabı okudum ben be.
Sahi kim lan bu ! Madem yaşı kadar felsefe okudum niye banka atıveriyorum kendimi.
Her şeyi anlıyorum ve beni bu öldürecek ha!!
Ohaa, buydu işte sorunum bu, sonum bu.
Nasıl da çözüverdi deliliğimi ?
Her şey bu yüzden bitiyor, bu yüzden zor başlıyor derken ve dibi aramaya devam ederken, 
Kafamı çevirdim adam yoktu. Kaç dakikadır kafa patlatıyordum malum cümleye ve dehlizlerine kim bilir ? Gitmiş işte. Hani konuşmaktı niyeti, susmamasından korktuğundan selam bile vermemiştim, Şimdi neden önemli kayboluşu? Arama bırak gitsin işte.. 

Hava yine yağmaya başladı. Bak bunu anlamıyorum dedim omuz silktim.  Bu kadar çabuk değişen hiçbir şeyi anlamıyorum,. Öyleyse bu hava beni öldürmez, oh ne iyi habeeer. Bak her şeyi de anlamıyorum. Anlamadıklarımı sıraladım içimde. Tanıdığım, bildiğim her şeyden çoktu..
Hastalığımı reddediyorum, en büyük belirti. Hala yaşıyorum bak, 
Bu da hayatta olduğunu hatırlama yöntemimdir. İnatlaşmak.
Gitmeden tahmini ne zamandır Kayralaşmam falan diye sorsaydım bir satır!

Karşımdaki iki ergeni goygoyu kesmiş hareketlerimi anlamlandırmaya çalışırken buldum. 
Kafamla ellerindeki telefonlarını işaret ettim, işinize bakın dercesine. Bu benim kalkanım, 
Ben böyleyim.
Bir taksi çevirdim. Not defterime bugünü karaladım.
Kendimle ilgili daha önce bin dokuz yüz altmış kere aldığım sözleri hatırladım.
Bu kez en azından bir kursa yazılıyorum diye bir söz daha ekledim. 
Kendime verdiğim sözler dağ kadarlar, vakit geçti, geçiyor. 
Zamanın geçtiğini çok iyi bilerek sanmaya devam ediyorum. Erken, bok erken.
Taksici memleketimi sordu. Duymadım, duyamam, duyarsam şerefsizim.
Yağlı kafamı yasladım, taksinin sağ arka camına, temizlesin puşt.
Sağ elim, sol elimi sıktı. Ellerimin yardımı olmadan gözlerimi sımsıkı yumdum.
Geçecek, değişecek. Az, az dahaa.
Noktalar doğururum ben böyle anlarda, dudaklarıma temas etmeksizin.
İçimdeki sonlar, hep son noktalar.
Söz veririm. 

Biter gün, tekrarlar haftalar.
Her şey aynı.

6 Mayıs 2016 Cuma

4

''Sekiz sene yurtdışında yaşayan Çapkın adamdan Yabancı ve Türk kızların farkı '' saçmalığına cevaben !

http://www.yesilperim.org/8-sene-yurt-disinda-yasamis-capkin-bir-adamdan-yabanci-ve-turk-kizlarinin-farklari/

(LİNK YUKARIDA ) not( Yazının aklı selim bir karakterce yazılmadığı kabak gibi ortada
benim zorum bu yazıya katılanlarla)

Çapkın değil mi ?
Ne kadar da gurur kaynağınız olan bir sıfat !
Taa küçüklükten o iğrenç kahkaların içinden
'' Çapkın olacak bu çocuk'' deyip sırtınız sıvazlandı.


Aşırı eğitimli olan bu çapkın arkadaşımız da
Yazısında aslında uzun ilişki sürdürebildiğine de 
Değinerek girmiş ilk sözlerine.

Şimdi beri bak canım,
Öncelikle zaten yabancı kızlarla aranda bir frekans sıkıntısı Yaşamasaydın birçok yabancı kız arkadaşın olmazdı, değil mi? 
Bu cepte mi ?


Sonra ?
Türk kızları egoludur,
Türk kızları eğitimsizdir.
Türk kızları şımarıktır.
Türk kızları doyumsuzdur.
Türk kızları tutarsızdır.
Türk kızları sevişemez.
Türk kızları sürekli trip atar.
Türk kızları kibar değil.
Türk kızları tembeller, tembel.
Türk kızları Kiloludur.
Türk kızlarının çatlakları var.

Sonra kim kusursuz ki ?
Tabi senin dışında, bi'sen kusursuzsun !

Yahu siz kimsiniz? Sizin çevreniz kim ? Çapınız ne ?
Yazıyı yazanı yine, bir yerde haklı buluyorum ama ya katılanlar ?

Sosyal hesaplarına iki atarlı söz yazınca ''bu neyin öz güveni, iki söz yaz desen yazamazlar'
Demiş çapkın yazar arkadaşımız. Haklı beyler ama siz de daha yazının altına doğru düzgün yorum Yazamamışken bu neyin şakşakçılığı Allah Aşkına ?
İngilizceniz ilkokuldan kalma Haay ve
Yabancı şarkılardan duyup ilk ezber ettiğiniz Faak'ın ötesine geçememişken,
Hala iletişim kurmayı yazlık yerlerde yabancı kızların arkasına geçip sürtünmek sanıyorken
Türk Kızını yermek niye ?
Bu kızlara sürtünürken aslen sevgiliniz olan Türk kızlarına ''uyudum'' deyip yalan söyleyip,
Kadın öfkelendiğinde ''Türk Kızları Trip atıyor'' deme hakkı nereden geliyor ?
Bu yüzden kimsiniz işte ? Ne verdiniz, ne alamamaktan yakınıyorsunuz ?
Verdiniz alamıyorsanız Eyvallah ama yine genellemek YANLIŞ.
Değil mi ? Ne bakıyorsun, yanlış desene.

En komik ve aslında en acımasız bulduğum kısım
Türk kızımız fiziklerine bakmadan istekleri hiç bitmiyor hem yakışıklı olsun hem zengin olsun hem kibar olsun , lan tamam olsun da böyle bir adam sana bakar mı?Türk kızları emin olun ki başka bir ülkeye gitseniz kimse yüzünüze bakmaz 1.50 boyun ile çatlakların triplerin saçma sapan isteklerin ile kimse uğraşmaz o yüzden bu ülke sınırları içinde kalmayı tercih edin gerçi başka bir ülkeye gitmek isteseniz bile paranız yoktur

Yazan Çapkın arkadaşın aradığı kadın profili de bence zaten çok zor bir profilken

Tüm yabancı kızlarda bu profili bulmuş gibi davranması neden ? Dünyada yok lan böylesi ?
Ütopya nere hafız ? İçinden mi ?
Şimdi kendisi mükemmeli aramıyor mu ? Mükemmeli arayacak kadar da mı öz güvenli ?
Yoksa sevdiği zaman mükemmel mi geliyor?  Kusursuz insan var mıdır ?
E sevebiliyorsa da kahvaltıda şekersiz çay, bir dilim kepek ekmeği ve çok az, yağsız peynir yediği yada sucuklu yumurta, nutella, üç şekerli çay içtiği ne kadar ilişkinin içerisinde.
Hep maddesellikten bahsediyorsun, nerede sevgi aşk, nerede istek ?
Sen bombalıyorsun, çiçek almak istiyorsun !
Tam olarak neyin farkındalığındasın, ne anlatmaya çalışıyorsun.
En önemlisi arayış ne ? 
Haliyle kafamda deli sorular.
Amsterdam da mutlu olacaksan, mutluluklar daim olsun.
Giit.

Madem herkes eşit! kadıncağız seni arabasıyla Las Vegas'lara Miami'lere taşımış.
E niye dillendiriyorsun eşitlikse. Erkekte taşırsa eşitlik değil de, kadında taşırsa eşitlik mi?
Öf size benziyorum.

Bir yandan da eğitimli, kendi parasını kazanan ve para harcatmayan yabancı kız arkadaşları çok Sevmiş anlaşılan Çapkın yazarımız, haklı da durum bizde böyle değil. 
Kendisini haklı bulduğum tek yer hatta.
Çünkü Türk erkekleri kadının yanında para harcıyorsa kendini kral görüyor.
Para harcarsa, kendini mutlu ve erkek sayıyor. Hesabı paylaşamayı teklif etmek dahi hakaret.
E Türk kızına da kendini piremses hissetmek kalıyor tabiki.
Ayrıca hangi Türk Kızı sana hesabı kitledi de, böyle hesapta hesap dolanıyorsun.
İnşallah yemiş yemiştir de hiçbir yeri çatlamamıştır. Selam olsun Cağnım Türk Kızı :)

Ben biriyle buluşacakken hesabın sonradan geldiği değil de, kahvemi alıp oturabileceğim
Coribou gibi yerleri tercih ediyorum. Seni alırım, eve bırakırımları kabul etmiyorum.
Elbette hepsinin bir anlamı var ama kazanan hep para harcatan, kıçını arabalara alıştıran 
Türk kızları oluyor. Türk Erkeği hesabı öderken ölüyor egodan ölüyor, heey yavrum hey. 
Hatta kendi kendime bende öyle olabilseydim, her şey daha rahat olabilirdi diyorum. 
Daha fazla yer görür, daha çok arabaya biner, fittir fittir gezerdim. 
Önceliğim çok sevelim birbirimizi değil, arabası olsun olurdu. Çok kolay lan, keşkee ..
Sonra Twitterdan atarlı sözler falan paylaşırdım, Demet Akalın dinlemeden aslaaağ mübarek. Merhaba vasıfsız, az yorulabildiğim bir hayat.
Fakat insan ve kadın kimliğim bunu hoş karşılamıyor. Ve biz böyle kadınlar çokuz. Türk Kadınları!
Genellemeyin diye anlatıyorum genellemeeeyin :I

Başımıza bir de Trip çıkardınız. Ne demek lan kelime anlamı bu trip'in ?
Naz yapsak trip, kızsak trip, kavga etmemek istesek trip, sussak trip.
Geliştirin oğlum kendinizi, her fiile trip derseniz zaten çok trip atıyor oluruz.
Trip nedir ?
Niye atıldığı hususunda da ben yine
Türk Erkeklerini ve ataerkil toplumu hatalı buluyorum. Onu da söyleyim !
Anlattığın Türk kızı profili dışında kalanlarda var, sizi neden bunlar buluyor öyle bak birde !

Bazı Türk Kadınları da Yazan Çapkın arkadaşın yazısını beğenmiş, onaylamış.
Kendileri zannediyorum, Kahvaltıda bir dilim kepek ekmeği ve çok az yağsız peynir yiyor.
Egosuz, eğitimli, erkeğine para harcatmayan, bir gram yağsız ve çatlaksız, trip atmayan,
Aşırı çalışkan, aşırının aşırısı seks yapmayı bilen mükemmel canım türk kadınları olmalılar.
Ya da Avrupalarda giden, bu yazıyı destekleyen, aşırı rahat 
Türk Erkeklerine sinyal mı yollamaktasınız, nedir, nesiniz ?

                          Buradan Kadınlar önce birbirlerini sevmeliler diyeceğim. Çare bu. 

                                               Öne geçmek değil, yarışmak değil
                                                  Bir olmak, yanyana durmak.

                                               Bu yazıyı Türk Kadınını ezmeden, 
                 Yabancı Kadınların yaşayış biçimleri ve ilişkiyi nasıl yaşadıklarını anlatarak 
                 Türk Kadınında aradığın kibarlığı kendinde de ön planda tutarak yazsaydın,
                      Çok hora geçmiş olur ve birkaç insan faydalanmış olurdu belki de.


Kendini nimetten saymanın ne demek olduğunu okuduk yazında.
Belki haklıydın ama diptesin.
Öteleyen, genelleyen herkesin olduğu kadar dip.

Saygılı olun, saygılı. 
Kusursuzu herkes sever,
Siz insanları kusurlarıyla da sevin.
Hatta direk kusurlarını sevin.

Mükemmel bir hayatınız olsa n'olurdu? Daha iyisini göremez, çaba harcayamaz, umut besleyemezdiniz değil mi ?
 Kendi kusursuz'unuzu kendiniz yaratın ?
Aşk zaten bu yaratış ve yaratılış değil de ne ?

Cisimleri değil, duyguları anlatın dıye.
Esenlikler efenim ..
MAHİNUR


30 Nisan 2016 Cumartesi

0

Bilinçsiz Bireyler ve Bilinçsiz Üremenin Sivil Savaşı

Selamlar.
Yine olanca iç karartıcılığımla kör edeceğim,
Hem hevesinizi, hem klavyeyi.
Belki biraz da gözlerinizi.
Ama alıştınız tweet okumaktan
Uzun yazı okuyamamaya .
Silkelenin, okuyun.

İlişki uzmanı mıyım?
Kesinlikle alakam yok.
Pedagog muyum ?
Olmadığımı biliyorsunuz.
Harmanlayıp ortak olarak bunlardan bahsedeceğim.
Herkes her şeyi biliyor.
Ben niye herkes olamayım ?
Bir kerecik.

Ergenliğimden itibaren bilinçsiz erkeklere de
Bilinçsiz çoğalmaya da hep karşı oldum.
Bence evliliğin de, çocuk yapmanın da ehliyeti olmalı.
Zira toplumsal sıkıntımız nüfusun azalması değil, bilinçsiz çoğalma
Ya da evliliklerin azalması değil, boşanmaların artması.
Anladık bu kısmı anlamasına ama reddediyoruz.

Üzülerek söylüyorum,
Kafam bu, değiştiremiyorum.
Evet ben bir Feministim ama
Feminizim erkek düşmanlığı değil,
Bunu, Feministim ama diye diye hala anlatıyor olmakta acı.
(Bu korumacı ama, sizin yüzünüzden )
Feminizm cinsiyetçi ayrımları görüp,
Kadınlarında eşit hakları ve özgürlüğünü savunmaktır.
Sizde buyurmaz mıydınız Beyler ?
İnsan olmak bunu gerektirir. Kadın olmak değil.
Ve kadın cinsini hor görme geniş zamanda toplumun en büyük problemidir.
Bütün toplumsal suçlar bunun altında yatıyor.
(Direk Feminizmle ilgili yazı gelecek. Kopmayım)

Yazım nasıl bir kronolojiyle gidecek, hesaplayamıyorum ama
Önce kendi çocukluğumdan azıcık bahsedeceğim.

1990 senesinde 18 yaşında çocuk bir kadının ilk evladı olmuşum.
''Yap birlikte büyürsün'' demişler, yapmış oda.
İyiki de yapmış. Gerçekten beraber büyüdük.
Annelikten hiçbir şey anlamamış tabi, ikinci çocuğu yapana kadar.
Kardeşime daha çok adapte olduğu için
Bana eksik kaldığını söyleyerek üzülür zaman zaman.
Ama bilseniz ne güzel annedir. Yüzünden o kalbini görürsünüz.
Çocuk değil, hep insan yetiştirmeye çabaladı.
O kadar çabaladı ki, dayanamayıp layık olmaya çalıştım.
Oldum demiyorum, halaa çabalıyorum..
Erkek kardeşimle aramızda cinsiyete dayalı bir ayrım asla yapmadı.
Önce duyarlı, vicdanlı insanlar olun, okulunuz-kariyeriniz sonra, dedi.
Babamda pipisi olan bir oğlu olmasıyla böbürlenmediği için şanslıydım.

Babam doğruluğu ve adaleti her hareketiyle, siyasi kişiliğiyle içimize işledi.
Devrimi, adilliği, dürüstlüğü ondan öğrendik. Şükür.
Biz güzel ebeveynlerin evlatları olarak şanslıydık.

Kardeşim bana nazaran daha karmaşık bir çağa denk geldi
Aramızda üç buçuk yaş var ama 
Gençlere ''nolduysa o yıllarda oldu'' zaten.
1992 ve sonrası  ->

Dünya çok çirkinleşti.
Herkes tahammülsüzleşti.
Her şey sahteleşti.
Adeta evrene gizli bir çip kondu ve
Ağır ağır değişti her şey, 
Herkes.

Derken, şuraya bağlayacağım. Yakınlarım,
Evliliği kavga-dövüş iteklenen,
Eşiyle yüz-göz ezilen kadınlar, arkadaşlarım bana
''Yeter artık evlen'' demeye başladılar.
Bunca sahteliğin içinde evet.
Durur muyum,
Yapıştırıyorum lafı.
''Niye sen evlendin de n'oldu''
Kafasını öne itip çocuğunu göstererek '' Bu oldu işte'' deyiveriyor.
O çocuk oldu olmasına da nasıl bir ortamda büyüyor,
O koca nasıl eve gelmemeye çabalıyor,
Kendisi nasıl zaman zaman intiharı düşünüyor.
Bundan bahsetsem mi ?
Bahsetmeyim değil mi ?
Sizin avunmayla avutulmayla geçiriyorsunuz ömrünüzü.

Doğanın kanunuymuş.
Hiç sanmıyorum ki doğanın sevgisizlik üzerine bir kanunu olsun.
Doğa bunlara sevin, sevişin değil de üreyin diyormuş.
Üremeseniz doğaya faydanız olur be.
Bizim türümüz değil mi doğayı tüketen.

Ama rol yapıyorlar işte.
O güneş yine batmayacak gibi yaşıyorlar.
Sabah mutluymuş gibi uyanıyorlar.
O sahte mutlu hayatları gibi bir hayat kurmamı tarif ediyorlar sonra.

'' Yuva Nedir? ''
Ben şuan yuvamda değil miyim ?
Oranın yuva olabilmesi için
Kocamdan dayak yiyip,
Kaynanamı sözde yuvamda istemeyip
Kimseden hıncımı alamayınca benimde çocuklarımı mı dövmem gerekir.

Eğer öyleyse, ben yuvasızım.
Göçebeyim ben.

İşte bu yüzden Feminizm.

Kız çocuğu olarak anne ve babasının evinde saygı göremeyen kadınlar,
Bir nebzede olsa, 
Sadece çocuklarına bile olsa kocasının evinde sözü geçtiğinden
Şiddetli evliliklerine yuva diyorlar. 
Biz eskilerden de böyle gördük ama değil mi ?
Dövmek, kıskanmak, bunlar hep sevgiden olan eylemler, değil mi ?
Erkek kadınını, kadın çocuğunu.
Gücü gücü yetene, dünyanın asla unutmadığımız en temel kuralı,
Ataerkil toplumların tek yadigarı bu değil mi ?
Doğanın kanunu da !

Sonra çocukları yurtlara gönderiyoruz.
İt kopuk olmasın kuran öğrensin, ilim irfan öğrensin diye,
Tacize uğruyor, tecavüze. Ebeveynler suçu asla kendinde aramıyor.
Çocukta arıyor, kendinde yine aramıyor.
Eşlerinizden ayrılıyorsunuz, çocuklar üvey anne, üvey babayla büyüyor.
Dayak, taciz, psikolojik şiddet.
Evde sürekli tartışıyorsunuz, çocuk kendini ifade edemediğinden ya soluğu içe kapanmaktan
Ya dışarıda kendini öne çıkarmakta alıyor. 
Madde bağımlılığı, Teknoloji bağımlılığı, seks bağımlılığı.

Sonra çocuklar doğuruyoruz değil mi ?
Ne geleceği hazır,
Ne barış ortamında,
Ne hastalansa B planımız var.
Ne dünya güvenli..
Doğuruyoruz çünkü bu ülkenin nüfusa ihtiyacı var.
Savaşayacak, doğuracak, ezecek, ezilecek..
Bizim de ihtiyacımız var .
Meşgale oluyormuş çocuklar ondan doğuruyorlar.
Kocasıyla arası düzelecekmiş ondan doğuruyorlar.
Dünyanın en güzel duygusuymuş ondan doğuruyorlar.
İhtiyaçtan doğuruyor,
Bencillikten.

Ben evlensem bile çocuk yapmayacağım diyorum.
Çocuk yetiştirecek seviyede değilim,
Bence herkes delirmiş, kimse buna kalkışmamalı.
Üç günlük mutlu olabilecek hayatınız bile yok
Çocuk doğurup kendi çaresizliğinize onu da çekiyorsunuz.
Diyorum..

Bana ''sen bencilsin'' diyorlar.
Kendi mutlu olabilmem için
Lükslerimden kısmamak adına çocuk yapmazmışım.

Sormuyorum daha fazla.
Çünkü güzel bir duygu tatmak için doğuruyorlar,
Geleceklerine yatırım olsun diye doğuruyorlar.
Hayırlı bir evlat olsun da hastalıklarında, yaşlılıklarında 
Yalnız kalmasınlar diye doğuruyorlar.
Korkaklar,
Kendileri nasılsa, aynılarından klonlamak amaçları.
Şimdi kim bencil ha,
Kim korkak ?

Çocukların doğması tek tutanağımız.
Güzel gelecekleri olması tek umudumuz.
Çünkü çocuklar kurtarılmış bölge..

Lütfen bilinçli ve çok hassas çocuk yetiştirin.
Gerekirse profesyonel destek alarak, kontrollü.
Dünyanın en zor işi bu.
Elbette sadece ebeveynlere görev düşmüyor.
Ortam da hiç sağlıklı değil ama sizden gördükleri gelişimi için çok mühim.
Sevgisiz bir evde çocuk yetiştirmek resmen U ÇU RUM.
Her zaman duygularınızla değil bazen mantığınızla da hareket edin lütfen.
Yine söylüyorum evliliğin de, çocuk yapmanın da ehliyeti olmalı.

Çok fazla 13-20 yaş genç hikayesi duydum bu aralar. Önce yazdım ama 
Hikayeleri anlatarak bu çirkinlikleri bir de ben ifşa etmek istemedim.
Popüler olma çabalarıyla neler neleer yapıyorlar.
Ailesini anlatmasını istediğimde sorunun kaynağını bulur oluyorum..
Lütfen ilgi, özen ve saygı. 
Siz doğurmuş olsanızda saygı. 
Çünkü saygı, sevgiden de önce her zaman karşılıklı.

Bunu da söylemek için hormonların tavan olmasına gerek yok.
Dünya kötü bir yer, nasıl çocuk doğuracaksınız.
ÇOOK KOLAY GELSİN.

4 Nisan 2016 Pazartesi

0

İpana Luxe Perfection Beyazlatıcı Diş Macunu yorumlarım

Doğru makyaj, dolgun kirpikler, bakımlı bir cilt, hacimli saçlar… En önemlisi de beyaz dişlerle sağlıklı, güzel bir gülümseme! Bu yüzden diş bakımına ve beyaz olmasına oldukça özen gösteriyorum. Sürekli yeni ürünleri deneyimlemeyi de seviyorum. Burada raflarda gözüme çarpan ve Amerika’nın en büyük diş macunu markası olan Crest aslında Procter and Gamble’ın Türkiye’de sunduğu İpana markasıyla tamamen aynı içeriklere sahipmiş. Dünyada ilk defa beyazlatıcı bantları üreten bir marka olduğu için 3 boyutlu Beyazlık ailesi oldukça ilgimi çekti. Son zamanlarda market alışverişine gittiğim her mağazada ve televizyonlarda sıklıkla İpana’nın yeni ürünü olan Perfection’a denk gelince ve özellikle 3 günde %100’e kadar lekesiz iddasını duyunca denemek istedim ve hemen aldım.
İpana’nın en hızlı ve en güçlü beyazlatıcı diş macunu ünvanına sahip bu diş macunu ile deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Diş hekimimin de daha beyaz bir diş için önerdiği İpana 3D White Perfection ile güvenle, bembeyaz gülebiliyorum.
Perfection diş macunu 3 Boyutlu Beyazlık ailesinin en ileri ve etkili beyazlatıcı diş macunu teknolojisini içeriyor. Böylece diş minesine zarar vermeden sadece 3 günde diş yüzeyindeki lekeleri %100’e kadar etkin biçimde çıkarıp ve bembeyaz bir gülümsemeye sahip olmamızı sağlıyor.
Performansına gerçekten çok şaşırdım. Etkisi inanılmaz! İlk kullanımdan itibaren bile diş yüzeyindeki lekeleri çıkarma etkisini farkediyorsunuz. Keskin nane tadıyla ferahlığı sağlıyor, böylece uzun süre ferah bir nefese de sahip oluyorsunuz. Beyazlatma etkisi bu kadar iyiyken diş mineme hiç bir zarar vermediğini bilmek de çok güzel.
Procter and Gamble’ın tüm dünyada pazara sunduğu en gelişmiş beyazlatıcı diş macunu olan 3 Boyutlu Beyazlık Luxe Perfection İpana ile Türkiye’de de raflarda yerini aldı. Denediğinizde bana hak vereceksiniz:) Kullanmadan kesinlikle inanmazdım, deneyince etkisini gördüm ve mükemmel sonuç aldım.
Tam bir bakım sağlamak için aynı ailenin Oral-B 3D White Luxe ağız bakım suyunu da kullanıyorum. O da diş macunu ve fırçasının ulaşamadığı alanlardaki lekeleri bile çıkararak uzun süre, keskin bir ferahlık sağlıyor.
Unutmadan küçük bir not ekleyeyim; P&G ve İpana ürün performansına o kadar güveniyor ki, memnun kalmazsanız paranızın 2 katını iade ediyor. Bu nedenle beyazlatıcı etkisini kendiniz de görün diye bence gerçekten denemeniz gereken bir ürün.
Ürünü satın almak isterseniz tıklayınız!
P.S. Bana bu bilgiler yetmedi, ağız ve diş sağlığı üzerine daha çok şey merak ediyorum diyenleri aşağıdaki siteye alalım. 
http://www.agizbakimuzmani.com/
#ipanaperfection  #gülüşünügöster
İçerik Kaynak: http://kokoshgirl.com/
Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=B7MDJzarokU

Bir boomads advertorial içeriğidir.

14 Mart 2016 Pazartesi

2

Ölüler Ülkesinin Başkanı ( Ya Başkanlık, Ya Kaos )

Geceden yağmur başladı.
Yangınımızı söndürmek için zaar.
Eğer gerçekten yangını söndürmek için yağdırdıysa yaratıcı.
Efsane bir vazgeçiş bu yarattığından. 

Sabah yağmurdan korunmak için şemsiye almadım yanıma, utandım...
Açık açık ıslanmamaktan utandım. Göğe baktım.
Bir kez daha ya ıslanırız, ya ıslanmayız bu yağmurda.

Patlamadan sonra sırt üstü uzandıklarında üzerlerine yağan cam parçalarından, 
Seriliverdikleri betonda koskoca açtıkları gözlerinin içine giren her maddeden korunamamalarından utandım.Çünkü o gözler yaşadığını görmek istiyordu, yardım elini, yanındakıninin elini, hayal olduğunu .. O yüzden sonuna kadar açık ve belki kapanmamıştı. Üzerlerine yağmur yağdıkça, ağırlaşacak olan toprak dışında yağmur suyunu bir daha hissedemeyecek olmalarından da utandım. Bir de yağmurda evlatlarını defnedecek annelerin hiçbir şemsiye, hiçbir çatı altına sığamayacak olmasından utandım.

Peki sorumlular,
Onlar utanacak mı ?
Örgüt ?
Nemalanmaya çalışan muhalefet ?

Onlar rahat olmayacaklar mezarlarında.
Çünkü yarım kaldılar. 
Bizde rahat olmayacağız.
Hep diken üstü, Hep isyanda.

Onlar bir önceki patlamaların hesabını sora sora öldü,
Bizler de susmayacağız.
Terörle yaşamaya alışmayacağız.
Alışmamızı söyledikleri tablo sekiz ayda 1000den fazla insan.
Alışmayalım.

Burası Ankara.
Çok şiirler, şarkılar yazdırmaz, evet. Asla romantik değil.
Ama şu saatten sonra marşlar, şarkılarda yazdırmasın n'olur.
Bu şehir insanı manzarasıyla melankoliye pek itmediğinden.
İnsanlara tutunur hale getirir. İnsanı sevdirir. Deniz yok, mecbur seversin.
Dostluklarımız sağlam ve sıkıdır.
Yürürsünüz dostlarınızla.
Önce Ulus,
Sıhhıye, ordan GüvenPark.
Simit yersiniz.
Hızınızı alamayıp Tunus'a Tunalı'ya geçersiniz.
Evet sokakları hayal kurdurmaz ama güzel hatıralar bırakır.
İnsanlarıyla, caddeleriyle.

BırakırDı.
Biz artık Ulustan, Güvenpark'a yürüyemeyeceğiz usul usul.
Gama'nın,  YKM'nin önünde de bekleyemeyeceğiz.
Durup öğrencilik anılarımıza artık gülemeyeceğiz.
Hatıralar silinecek.
Güzel anılardan daha şiddetli gerçekler var orada.
Çünkü orası kan kokuyor, geçmeyecek o koku.
Geçmiyorda.
Gar'daki gibi..
Hep kokacak.

O güzelim sokaklar artık,
''Oraya gitme bomba patlayacakmışla'' anılıyor.
Evden işe - İşten eve gitmek bile zorlaştı. 
Sürekli ihbar varmış deniyor..
Cıvıl cıvıl kahkalar, endişeli yüzlere bıraktı yerini.
Kalabalıklar seyrekleşti.
Bi görseydiniz sabahın o saatinde dersaneye giden öğrencileri.

Artık ses yok, metronun fren sesiyle irkiliyoruz. 
Otobüsün durağa hızla yanaşmasıyla.
Yavaşlayan arabalarla, çanta taşıyan insanlarla..

Yüreğimiz hep ağrımızda.
Burası Korku Cumhuriyeti.
Hatta o cumhuriyetin başkenti.

Belki sokaklarda da müzik duymayız.
Çalsa da duymayız.
Zira kulakları patlamalarda sağır,
Gözler körden öte,
Dillerimiz lal artık.

Artık evden çıkıp eve dönmek bir sınav geçmek gibi.
Üç patlamadır, dakikalarca telefon görüşmesi yaptım.
İyiyim değil, yaşıyorum diyorum. İyi değilim, doğru söylüyorum.
Bir yerlerde parçalanmam oldukça muhtemel.
Güvende değiliz, sorumlusunu biliyoruz.
Aslında daha erken.
Her ölüm erken ölüm.
Yapacak çok iş,
Gezilecek çok yer,
Gidilecek davetler,
Tanışılacak insanlar,
Sevilecek güzel adamlar
Sövülecek bir iktidar var.

Ve eğer birgün bende serilirsem o soğuk, gri Ankara kaldırımlarına
Önce arayıpta ulaşamaz, sonra resimlerimi görürseniz, 
Bir yanda gülen yanım, bir yanda soğumak istemeyen bedenim.
Bilin ki, geride çok şey var, 
Bilin ki herkes tehlikede,
Bilin ki doyamadan gitmişim.
Bilin ki şehit falan değilim.
Sadece ölüyüm.
Sadece.